İSTANBUL - İstanbul'dan U2 karmaşık mesajlar ileterek geçti. Ama baştan başlayalım. Konser öncesi kalabalığı seyretmekle geçiyor: Çok cool bir rock konserine gelmiş gibi havalarda olanlar, güncel müziğe hakimliği üniversite yıllarında kalmış, şimdilerde sosyal ve ekonomik tırmanışı yavaşlamış 35 üstü, kazağı boynunda adamlar ve mutlaka sarışın olması gereken karıları, normalde hiç konsere gitmeyenler ve mutlaka her konsere gidenler... Ama yaş ortalaması bir hayli yüksek. Çook yaşlı bir çift bile mevcut ama en çok hangi şarkıyı duymak istediklerini sorunca cevap veremeyerek, konserlerdeki süper cool yaşlı çift efsanesine son veriyorlar.
Snow Patrol, gayet rock n roll bir grup
Saat 20.20'de Snow Patrol sahneye çıkıyor. Aslında Snow Patrol için o konsere gideceğini söyleyip duran kalabık bir grup insan olarak çok haklı çıkıyoruz. Snow Patrol biraz daha zorlasa bir Green Day, Foo Fighters ayarında rocknroll ruhu olan bir grup. Grubun solisti Gary Lightbody sahneye Türk bayrağının renklerini giymiş olarak çıkınca (kırmızı gömlek, beyaz kravat), "Birazdan 'Ya sev ya terk et' sloganı atacak" diye korktuğumuzu nereden bilsin tabii. İyi niyetinin kredisini verip kendisini hemen bağrımıza basıyoruz. 'Run', 'Chasing Cars' ve 'Shut Your Eyes' gibi ilk defa dinleyenleri bile coşturan şarkılarını sıraladıktan sonra gayet mütevazı bir biçimde 'Bizim işimiz esas konser için sizi ısıtmaktı' deyip sahneden iniyorlar. Siz istediğiniz kadar U2'yu çeşitli sebeplerden ötürü eleştirin, Snow Patrol'da da turnenin son konseri olduğu için sahneye çıkardıkları teknik ekipte de, sanki Alice Cooper'la turneye çıkmış gibi bir hava hakim.
Snow Patrol'ın sahneden inmesiyle bir saatlik bir bekleyiş başlıyor. İki konser arasında dj de çok başarılı olamayınca, ortada ısıtılmış bir seyirci falan kalmıyor. Ta ki 'Space Oddity' çalmaya başlayana kadar. Şarkının gazıyla seyirci tam ayaklanıyor ki U2 kendinden çok emin, dünyanın en güzel şarkısını bölüp sahneye 'Beautiful Day'le giriyor. Seyircide neredeyse somut bir "Şu şarkının bitmesini bekleseydiniz bari" hissi oluyor ama ışıklar, dev ekranda patlayan görseller, hareket eden köprüler falan derken atmosfer bir anda tamamen değişiyor.
Bu adamlar bizimle dalga mı geçiyor?
U2 yaklaşık iki buçuk saat süren konser boyunca eski yeni çok sayıda parça çaldı. 'I Will Be With You Again', 'Get On Your Boots', 'Mysterious Ways', 'Only Love Can Reset You', 'Elevation' (U2 'Pop' diye albüm çıkarınca ciddi olduklarını anlamadığımız için bize ceza olarak yaptıkları şarkı), 'Until the End of the World', 'I Still Haven't Found What I'm Looking For', 'Pride (In the Name of Love)', 'Sunday Bloody Sunday' arka arkaya çalınınca, bende, bu U2'nun bizimle gerçekten dalga geçtiği kanısı iyice kuvvetleniyor. 'Mysterious Ways'i yazan adamlar, şu anda 'Only love' lafını ağlak ağlak tekrarlayıp duranlarla aynı insanlar mıydı? Konser boyunca içinden sadece 'Discoteque'i (onun da ilk bir-iki dakikasını) söyledikleri 'Pop' albümündeki o, aralarından seçemediğim mükemmel sözleri yazan adamlar şimdi 'Elevation!' diye bağıran adamlar mıydı?
Elbette ki o ses sistemi ve o sahne düzeniyle Ankaralı Turgut'u bile çıkarsanız binlerce insanı coşturursunuz. 2000lerden sonra yaptıkları o tuhaf rap vokalli şarkıları söyledikleri zaman insanların "Böyle U2 mu olur?" diye isyan etmesini bekliyorsunuz (şahsen ben bekliyorum) ama saha içine bakınca sanırsınız ki sahnede Iron Maiden falan var, herkes zıplıyor, eller kollar havalarda... Ama arkama bakıyorum, seyircinin suratında çok sevdikleri bir grubu seyretmeye değil de yunus gösterisi görmeye gelmiş gibi bir mutluluk ifadesi. Çünkü U2 işi tamamen şova dökmüş.
Şarkı aralarında seyirciyle uzun uzun konuşmalarını, yakınlık kurmalarını bekliyorsunuz ama seyirciyle konuşan tek şey tepelerindeki dev ekran. O ekranda sürekli politik mesajlar, politik videolar, Filistinli çocuklar, Afrikalı insanlar, şarkı aralarına 'Gloria' ve 'Get Up Stand Up'tan bölümler karıştırmalar... Hepsi sadece şovun bir parçası olarak anlamını kaybediyor. 'Bağışıklık kazanmışız. Onlar yarın ölürken, biz yiyip içiyor olacağız' dedikleri 'Sunday Bloody Sunday'i hatırlamamak mümkün değil.
Bir noktada, Bono, Egemen Bağış'a köprüde yürümesini sağladığı için teşekkür etmeye kalkışıyor, ama son derece anti-AKP olan kalabalık öyle bir yuhalamaya başlıyor ki Bono, suratında görmeyi hiç beklemediğiniz yenik bir ifadeyle "Tamam bir daha siyasetçi ismi söylemeyeceğim" diyor.
Bono'yu anlamak mümkün değil
Hem Boğaz Köprüsü'nde hem sahnede Bono, üstüne basa basa 'Boğaz Köprüsü laikliği ve dindarlığı birbirine bağlayan köprü' dedi. Böyle klişe karşıtlıklar üzerinden tanımlar yapan bir adamın kalkıp da 'Filistin sizi duyuyoruz. Tahran sizi duyuyoruz. İsrail sizi duyuyoruz. Washington DC bizi duyuyor musun?' demesi sonra da, 'Batı bu köprünün diğer tarafına (Doğu'ya demek istiyor) geçmeli' demesi ne demek? 2005'te Bush'la el sıkışma fotoğrafı çektirmekten çekinmeyen bu adam (grubun diğer üyelerinin tasvip etmediği yüzlerce davranışından sadece biri), Batı'ya 'Gel de buraları, İran'da, Afganistan'da yaptığın gibi adam et' mi demek istiyor? Eğer öyleyse neden sürekli barış mesajları vermeye kasıyor? Anlamak mümkün değil.
U2'nun eğlenceli bir grup olmadığını elbette iddia etmeyeceğim. İzlediğim en iyi konserler arasına bile girebilir ama U2 iddia edildiği gibi süper bir rock grubu olduğu için falan değil. O şov için. Çünkü bana göre bu yaptıklarının rock müzikle uzaktan yakından alakası yok. 2000'li yıllarda hiç albüm çıkarmamış, kendini bu kadar ciddiye almayan ve daha ucuz bir U2'yu İstanbul'da izlesem, hem daha çok 2010 etkinliği göreceğim için hem de akıl sağlığım açısından şu an daha mutlu bir insan olurdum.
(bu yazı yarın radikal'de yayınlanıcak -erkan abinin telefonu açmayışı beni şüpheye düşürüyo olsa da- bu orijinal versiyonu, yarınki yer ytmezliği sebebiyle kırpılmış olabilir. fotoğrafları milliyet'ten aldım. hüseyin'in olsa gerek. bana dava açmayacağını umuyorum, hüseyin'i burdan öpeyru.)
2 yorum:
konsere gitmedim ama sonrasında yazılanları ister istemez okudum.. okuduğun en dolu, en iyi eleştiri seninkisi dilay eline sağlık!
konsere gitmedim ama sonrasında yazılanları ister istemez okudum.. okuduğun en dolu, en iyi eleştiri seninkisi dilay eline sağlık!
Yorum Gönder