31 Mayıs 2009 Pazar

danny boyle, bi zahmet

insanoğlu kuş misali di mi dannyciğim, nerden nereye

slumdog millionaire'i izlediniz, beğendiniz veya beğenmediniz. ama hepiniz "bu çocuklar oscar halısında bile yürüdüler, şimdi nolucak bunlara?" diye düşündünüz. ben size sonra onlara ne olduğunu söyliyim:

kimisinin babası çocuğunu satılığa çıkarmakla suçlandı, kimisinin evi yıkıldı evsiz kaldı, kimisi vogue'a kapak oldu (ama onun zaten ailesi zengindi babası bankacı falandı, eli yüzü çamur içinde olmadığı için de ne kadar güzel olduğunu herkes görebiliyodu). hint polisi de muhtemelen bu çocukların aileleleriyle bir olup (iyi de edip) mevzuyu gündemde tutmak için geliyo gidiyo filmde oynayan çocukların gecekondularını yerle bir ediyo. en nihayetinde danny boyle zahmet edip yardıma koştu.

ne şerrrrrefsiz herifmiş. trainspotting dedik irvine'in hatrı var dedik falan ama (lan) ben zaten irvine'in yazdığı bi paragrafı dokuz okuyuşta anca anlıyorum. belki herkes yanlış biliyo hiç öyle iyi bi yazar diil.

neyse danny evinden olan çocuklara birer ev vericekmiş. bravo! çocukların hayatları kurtuldu. türk köylüsüyle tanışmamış bunlar belli ki biz kendilerine burdan duyuralım: 1 diil 10 ev de alsan adam olunmuyo, olunmuyo.

bi yandan çocuklar da işe uyanmış: filmde esas kız Latika'nın küçüklüğünü canlandıran rubina ali otobiyografisini yazıyomuş. hayır çocuk küçük göstermiyo. dokuz yaşında.

bi dakka! şimdi aldığımız bi habere göre meğer tv insanları çocukların peşine düşmüşler ama filmin yapımcıları çocuklara yeni birer ev almakla kalmamış çocukların eğitimi için bi de fon oluşturmuş. ben size söyliyim hindistan'da aylık okul masrafının ne kadar olduğunu: 5 pound falan.

Kaptan Phillips'in hayatı tabii ki film oluyor

LOS ANGELES - Nisan ayında kaptanı olduğu kargo gemisi korsanlar tarafından kaçırıldıktan sonra bütün dünyanın tanıdığı Richard Phillips'in hayatı tabii ki bir Hollywood filmi oluyor. Gemisini güvene almak için Somalili korsanlara kendini rehin olarak sunan Phillips ve beş gün boyunca korsanlar tarafından tutulan Phillips'in hikayesinin hakları Columbia Pictures tarafından satın alındı. Filmin yapımcıları arasında Phillips'i canlandıracağı konuşulan Kevin Spacey de var. Phillips rehin alındığı beş günün ardından Obama'nın onayladığı bir harekatla Amerikan Donanması tarafından kurtarılmıştı. Harekatta dört korsandan üçü ölmüş biri teslim olmuştu.

28 Mayıs 2009 Perşembe

bu bir veda yazısı diyil

saygıdeğer okurrrrr

öncelikle belirtmek istiyorum ki bu yazıyı 'donsuz geceler' diye bitireceğimi çok iyi biliyorum. o yüzden yazının sonunu iple çekiyorum. bugün bu masada (radikal gazetesi kültür sanat servisi doğan medya center yüzyıl mahallesi bağcılar istanbul. bölüme girince soldan ikinci masa) sondan birinci defa oturuyorum. son defa oturmayı iple çekmiyorum ama öğlen bire kadar uyumayı kim istemez ya da bugün ilk defa aslında ne kadar uzun olduğunu fark ettiğim halk otobüsü rotasını her gün gitmemeyi. tabiiy servis de var ama ben ne giyeceğimi seçene kadar servis gazeteye varmış oluyo (yalan söylüyorum ben uyanana kadar servis gazeteye gelmiş oluyo. neyse en azından gelince iş yapıorum da herkes beni çok seviooooo) (sevgili günlük diye mi başlasaydım? aman bi durun içimi döküyorum şurda)

gitmeden önce söyliyceklerim var gittikten sonra da olucak.

bu gazetecilik geçen gün aynaya bakarken fark ettim türkiye'de (dünyayı bilmem ama onu da öğrenicem) hiç kalifiye olmayan bi takım insanların (%95 falan) yaptığı bi iş. yani sanıyosanız herkes oral çalışlar, altan öymen yanılıyosunuz ama zaten sanmıyodur benim cici okurum. bu insanların çok kafası çalışmıyo. bi yanlışlık eseri aslında çok önemli olması gereken bi işi yapıyo bulmuşlar kendilerini. bunun sebebini de şöyle açıklayayım: gazetecilik aslında hayli yıpratıcı bi meslek. saati belli diil, hiçbi düzeni yok, haber çıktı mı koşuyosun, zamanı geliyo adliye koridorlarında sürünüyosun, zamanı geliyo morg kapılarında yatıyosun (ben bu bahsettiklerimin çoğunu henüz yapmadım) ve bunun karşılığında türkiyede (memleket edebiyatı dediğimiz her an ne kadar yakınımızda) gazetecilerin maaşları düşük, insanları çat diye kapının önüne koyuveriyolar, aslında haftalarca izni olan insanlar yıllarca iş yoğunluğu sebebiyle bu izinleri kullanamıyolar, izinler yanıyo duruyo. (en kötüsü de parasızlık bea sözlük eü blog) (ben entel beyim entel ailecek yıpranıyoruz) bu durumda kalifiye insanlar bu işi sürdüremeyebiliyolar ama dışarda (gazetenin dışındaki dünyada) çok bi şey olamiycak bi takım lavuklar bu iş onlar için büyük bir sıçrama olduğundan bu koltuklardan kalkmak istemiyolar. ama dışarıdakiler bu gerçekleri bilmedikleri için bu koltukların sahiplerini adam yerine koymak gafletine düşüyolar ve neticede memlekette hangi gazeteyi açsanız binlercesiyle karşılaşabileceğiniz bi sürü lavuk türüyo.

şimdi

benim çalıştığım yer böyle bi yer diildi. hala ordayım ve şu an sandalyemden doğrulup biraz etrafa bakıcam:
beril (yorum sayfasının editörü. kırk yıllık falan arkadaşım. daha düzgün çok az 27 yaşında kadın tanıyorum), erman ata uncu (kelimelerle ifade etmek mümkün diil), demet / istihbarat (demet yani işte), ismail / istihbarat (hala bu kadar çok şeyi ne ara öğrendiğine inanamıyorum),
nilgün hanım /radikal iki, tuğrul eryılmaz (the name speaks for itself), begüm soydemir (dünyanın en çalışkan insanı mıydı acaba?), bahar (böyle ilkokul hatta öncesinden beri kaybedilmemiş bir gazetecilik aşkı diyim), ceyda karan (bi tane daha yok bundan), cem erciyes (şu piyasada kendisinden daha çok şey bilen ve bu kadar akıllı, bi yandan bu kadar alaycı ve bu kadar rahat bi insan daha olduğuna inanmıyorum), erkan aktuğ (ona şiir falan yazmam lazım bi paranteze sığmaz), ertuğrul mavioğlu (açıp bi ekşi sözlüğü bakın rica edicem), şu an burda olmasa da bu yazıda adı mutlaka geçmesi gereken tanıyan herkesi kendine hayran bırakan timur, sivas'ta kimbilir napmakta olan kader ortağım gönül ve şu an burda olmayan bu gazetenin tüm çalışanları tanıdığım en düzgün, en iyi, en akıllı, en konularına hakim, en komplekssiz insanlardı.
Günün birinde bu ve benzeri insanları kurtarıcak bi düzen hayal ediyorum. hayatlarını çürüttükten sonra terfi etmek için emekli olma yaşlarının gelmesinin beklenmediği düşündüklerini yazdıkları için hücrelerde deliliğe terk edilmedikleri naptığını bilmeyen genç çocuklar tarafından öldürülmedikleri bir düzen.

burdaki insanlar, siz bu gazeteyi sadece köşe yazarlarından tanıdığınız için bunu bilemeyebilirsiniz, kendilerini diil işlerini ciddiye aldıkları için hala burda çalışıyolar. bu herkesin öğrenmesi gereken bi şey.

ve şimdi

donsuz geceler pek değerli okurrrrr.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Magritte'in artık müzesi var

BRÜKSEL - Belçika Kralı 2. Albert sürrealizmin öncüsü Belçikalı sanatçı Rene Magritte'in hayatı ve işlerine adanen yeni müzenin açılışını yaptı. Brüksel'in turistik merkezlerinden biri olması planlanan müze 'Bu bir pipo değildir' uyarılı pipolarıyla, hiçbir yere gitmeyen merdivenleriyle ve uçuşan şapkalarıyla dünyaca tanınan ve sürrealizmin temellerini atan Magritte'in 250 işine yer verecek. Neoklasik mimari örneği Hotel Altenloh Brüksel'deki Grand Place meydanı ve Kraliyet Sarayı arasında yer alıyor. Magritte'in ölümünün 40 yıl ardından açılan müze için Güzel Sanatlar Kraliyet Müzeleri genel direktörü Michel Draguet müzenin amacının tüm ziyaretçilere Magritte'in eserlerine dair bütün bir fikir vermek olduğunu söyledi ve Magritte'in önemini "Bahsettiğimiz sanat hayatının ilk gününden beri 'dil'in ne olduğunu sorgulamış bir sanatçı" sözleriyle vurguladı. 2 Haziran'da halka açılacak olan beş katlı müzenin yılda 600 bin kişi tarafından ziyaret edileceğini umuluyor.

glastonbury'ye hiç bi şey olmamış


time'ın komploları bi işe yaramamış glastonbury tam gaz. festivalin full line-up'ı açıklandı. madness'tan blur'e, regina spektor'dan (yeni albümde güzel şarkıları varmış. bilgiyi tim jonze'den ladım) art brut'a, jamie t'den metronomy'ye, roots manuva'dan dizzee rascal'a, animal collective'e la roux'ya yani o kadar çok insan ki gidin kendiniz bakın. festival 24- 28 haziran arası.

kihhih


biliyorum şu bloga bi tane cannes haberi koymadım ama hiç meraklanmayın kosskoca bi dosyayla gelicem. az kaldı. ama haberlerin en büyüğü (habercilik anlayışına bak) bende.

cannes jürisinde kavga çıktı kavgaaaaa! hihih! (gözde, burda ağzını kapatarak gülen çirkin smiley var, bunu sen de biliyosun) sen isabelle huppert git asia argento'ya avaz avaz (orasını bilmiyorum aslında) bağır: "sabahtan akşama kadar bar-hopping yapacağına iki film izleseydin." asia cevat verir: "sananeyy sen benim annem misin?"

bana sorsalardı ben bunun böyle olacağını söylerdim.


































sen öyle hanım hanımcık otur.

oyyyyy


bi saattir tabler arasında boş gözlerle geziyorum. napıcaktım? şok geçiricektim. sanırım atlattım. aslında şok geçiricek bi şey yoktu. green day'in müziği bırakıcak hali yok ya tabii ki yeni albümleri çıktı. pek yakında da emi (konuştukça batan etiket) etiketiyle türkiye'de olucak. download gençliği olarak bu bizi hiç ilgilendirmiyo ama green day diyince kulak kabartanlarınız bi daha düşünün: gıcır gıcır bi green day albümü. tabii itunes'unuz albümdeki şarkıları mp3'e convert ettikten sonra nerenizde çalarsınız o albümü bilmiyorum artık.
18 şarkıdan oluşan '21st Century Breakdown' (yürü bea isme bak) 21. yüzyılda din, savaş, politika ve sevgiyi anlatan altı şarkılık üç bölümden oluşuyor: Heroes and Cons, Charlatans and Saints ve Horseshoes and Handgrenades. ilk single 'Know Your Enemy' de çıktı. şimdi sıra geldi orta/üst-orta sınıf arkadaşlarımın yaz tatili planlarını renklendiricek habere: turne. buyrun tarihler de aşağıda:

06-04 Hollywood, CA
07-03 Seattle, WA
07-07 Saskatoon, SAS
07-09 Winnipeg, MAN
07-10 Fargo, ND
07-11 Minneapolis, MN
07-13 Chicago, IL
07-14 Detroit, MI
07-16 Hamilton, ONT
07-17 Ottawa, ONT
07-18 Montreal, QUE
07-20 Boston, MA
07-21 Philadelphia, PA
07-22 Pittsburgh, PA
07-24 Hartford, CT
07-25 Albany, NY
07-27 New York, NY
07-28 New York, NY
07-29 Washington, DC
07-31 Nashville, TN
08-01 Atlanta, GA
08-03 Tampa, FL
08-04 Miami, FL
08-05 Orlando, FL
08-07 New Orleans, LA
08-08 Houston, TX
08-09 San Antonio, TX
08-11 St. Louis, MO
08-12 Kansas City, MO
08-13 Omaha, NE
08-15 Denver, CO
08-16 Salt Lake City, UT
08-18 San Jose, CA
08-20 San Diego, CA
08-21 Las Vegas, NV
08-22 Phoenix, AZ
08-24 Sacramento, CA
08-25 Los Angeles, CA
09-28 Lisbon, Portugal
09-29 Madrid, Spain
10-01 Barcelona, Spain
10-02 Toulouse, France
10-04 Paris, France
10-05 Cologne, Germany
10-07 Berlin, Germany
10-08 Hamburg, Germany
10-09 Copenhagen, Denmark
10-11 Stockholm, Sweden
10-12 Oslo, Norway
10-16 Rotterdam, Netherlands
10-17 Antwerp, Belgium
10-19 Glasgow, Scotland
10-20 Belfast, Northern Ireland
10-21 Dublin, Ireland
10-23 London, England
10-24 London, England
10-26 Sheffield, England
10-27 Birmingham, England
10-28 Birmingham, England
10-30 Manchester, England
10-31 Manchester, England
11-01 London, England
11-03 Munich, Germany
11-06 Vienna, Austria
11-08 Zurich, Switzerland
11-10 Milan, Italy
11-11 Bologna, Italy
11-12 Turin, Italy

eminem'in yeni albümü -pektabiiy ki- bir numara

evet suratta bi değişiklik var, yok dii. ama şu aşağıdaki halini de, unuttuysanız, bi görmenizi istiyorum:
yeni albüm relapse çıktı. bu arada bu adamın başından neler geçti kimse tam olarak bilemiyo. yeni albümde açıklayacağını umuyoduk ama albümü dinlemem namümkün zira daha ilk şarkının yarısında içime fenalıklar geliyo. biliyorum bi eminem albümü öyle hemen kavranıcak havasına girilicek bi şey dii. önce uzun bi iki halk otobüsü yolculuğu sırasında etrafta bakıcak her şey önyargılarımı dürten manzaralarken dikkatle sözleri dinlemem lazım. bu oturduğum masada geçireceğim son bi hafta (sonra trallalu) buna imkan sağlayabilir. ama ingilterede rap severlerin ya işi gücü yok ya da işleri güçleri evlerinden çok uzakta zira albüm uk'de (yani aslında ingiltere diil) anında bir numara oldu bile. bu da size bi fikir verir mi bilmiyorum zira eminem albümü tabii anında bir numara olucak. bu da albümün obama'ya göndermeli kapağı. hoydabre:

23 Mayıs 2009 Cumartesi

ve moz 50 yaşında

değerli gönderrrrr okurları/bakarları bakın bugün itibariyle melankolinin kraliçesi Morrissey 50'den gün almaya başladı. biz de üşenmedik kendisinin fotoğraflarını guardian'dan bi güzel çaldık ki.

hayırlara vesile olsun morrisseyciğim

down your nose
1983
1984 moz&marr
cool necklace marr?
1985 - meat is murder

1992 - Your Arsenal 2004 - You Are the Quarry 2006 - Ringleader of the Tormentors

18 Mayıs 2009 Pazartesi

ıssız adam kalksana lambaları yaksana

"vatan elden gidiyo" diye ayaklanan tiyatrocular taksim meydanından gasraya yürüdüler. gülriz sururi'sinden ali poyrazoğlu'na 'ıssız adam'ına bi sürü 'tanıdık sima' (bunların isimlerini dizide oynamadıkları sürece kimse bilmez biliyosunuz. ama bugüne dek bilinmeye değer naptılar, onu da kimse pek anlamadığından bu konu hiç konuşulmaz. şimdi ben buraya komşunun kedisini yazıyo muyum mesela?) 'laik cumhuriyet' diye bi şeyden bahsettiler.

bense kapanmak için başörtüsüyle okula girişin serbest olmasını bekliyorum.

la havle ve la...

kendilerini sevgili otis ağa'ya havale ediyorum.

michael wolf'un transparan gökdelenleri elipsis'te

İSTANBUL – 2005 yılında dünyanın en prestijli fotoğrafçılık ödüllerinden olan World Press Photo ve American Photography ödüllerine layık görülen Michael Wolf ‘Transparent City & Architecture of Density’ sergisiyle Galeri Elipsis’te. 1 Mayıs’ta açılan ve iki seri olarak düşünülen sergi Wolf’un son çalışmalarına yer veriyor. Wolf ‘Transparent City’de izleyiciyi Hon Kong’a, ‘Architecture of Density’ ile ise Chicago’ya götürüyor. Göz alıcı yüksek binalarıyla ünlü bu iki şehirde steril olduğu kadar klostrofobik yaşamlara tanık olunuyor.
Röntgencilik de var
Mimari fotoğrafın en önemli isimleri arasında gösterilen Wolf Chicago serisi ‘Transparent City’de röntgenciliğe kayan bir şeffaflıkla kalabalık şehir hayatı içindeki soyutlanmışlığa dikkat çekiyor. Hong Kong’un gökdelenlerini görüntülediği ‘Architecture of Density’ serisinde ise kent bloklarına dikkat çekerek, bu kentsel yapılaşmanın insanların hayatını nasıl zorlaştırdığını gösteriyor.
Eserleri The Metropolitan Museum of Art, Brooklyn Museum, Deutsches Architektur Museum, Milwaukee Art Museum ve Museum Folkwang Essen gibi saygın müzelerin koleksiyonları arasında yer alan Michael Wolf’un ‘Transparent City & Architecture of Density’ sergisi 25 Temmuz’a kadar Galeri Elipsis’te.




14 Mayıs 2009 Perşembe

Tüm zamanların en güzel seramikleri

Pera Müzesi'nde bugün açılan 'Dünya Seramiğinin Başyapıtları' sergisinde, Victoria ve Albert Müzesi'nin koleksiyondan gelen beş bin yıllık heykeller de, güncel seramik nesneler de var

İSTANBUL - Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi bugün iki yeni serginin açlışını yapıyor. Bunlardan 4 ve 5'inci katlarda sergilenen 'Dünya Seramiğinin Başyapıtları' Pablo Picasso'nun 'Sehpasının Başındaki Sanatçı' vazosu dahil Victoria ve Albert Müzesi'nin koleksiyonundaki 115 seramik yapıta yer veriyor. Dün gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Victoria ve Albert Müzesi direktörü Mark Jones 157 yıllık bir geçmişe sahip Victoria ve Albert Müzesi'nin çalışma nedeniyle kapalı olduğunu bu zaman içerisinde seramik hazinelerini Londra dışında gösterme fırsatı yakaladıklarını belirterek "Serginin dünya turunun dünyadaki en büyük ve özgün seramik geleneklerinden birine sahip olan Türkiye'de son bulması da son derece anlamlı," diye konuştu.
Türkiye'den önce Kore, Almanya ve Suriye'de sergilenen koleksiyon M.Ö. 2500 yılından 21. yüzyıl başlarına kadar dünya seramik sanatının tüm evrelerini kapsıyor. 'Dünya Seramiğinin Başyapıtları' Çin heykellerinden İtalyan rönesans dönemi çömleklerine, İznik çinisinden Sevr porselenlerine, modern seramiklere çeşitli tekniklerle yapılmış 115 eser barındırıyor. Bunların arasında özellikle insan boyunda tek parça olarak yapılmış en büyük porselen figür olarak bilinen Yunan mitolojisindeki gençlik tanrıçası Hebe, Budist rahip Bodhidharma'nın insan boyundaki heykeli, Roma güneş tanrısı Apollo'nun büstü ve Fransa Kral ve Kraliçesi 16. Louis ve Marie Antoinette'in büstleri dikkat çekiyor.
19 Temmuz tarihine kadar görülebilecek 'Dünya Seramiğinin Başyapıtları' sergisi için Pera Müzesi Genel Müdürü M. Özalp Birol 1852 yılında kurulmuş Victoria ve Albert Müzesi gibi köklü bir kültür sanat kuruluşunun emekleme sürecindeki Pera Müzesi'yle böyle kapsamlı bir işbirliğine girmesinin gurur verici olmasının yanısıra Türkiye'de gerçekleşen uluslararası kültür sanat işbirlikleri açısından da önemli bir gösterge olduğunu vurguladı.


Osmanlı kadırgasından Yavuz zırhlısına
İSTANBUL - Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'nin bugün açılan ikinci sergisi ise Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstanbul Deniz Müzesi işbirliğiyle hazırlanan 'Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler'. 4 Ekim'e kadar açık kalacak sergi 16. yüzyıl Osmanlı kadırgasından Yavuz zırhlısına denizcilik tarihinin köşe taşlarını sanat severlere ve denizcilik meraklılarına sunacak. Küratörlüğünü İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Osmanlı Araştırmaları Bölümü Yöneticisi Ekrem Işın'ın yaptığı 'Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler' sergisi İstanbul Deniz Müzesi'nin yenilenme süreci içerisinde Pera Müzesi'nin üçüncü katı ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Sergi Deniz Müzesi'nde teşhirde olmayan yapıtlara ve objelere de yer verecek. Serginin basın toplantısında konuşan İstanbul Deniz Müzesi Müdürü Ali Rıza İşipek ise özel müzeler ve devlet müzeleriyle girdikleri işbirliklerini çok önemsediklerini belirtti.

12 Mayıs 2009 Salı

Al sana metin ver bana görüntü

İSTANBUL - Garajistanbul, sanat izleyicisini kolektif bir filmin parçası olmaya çağırıyor. Yarın başlayacak 'Al sana metin ver bana görüntü' projesi kapsamında, her gün yayımlanacak cümleler için üretilecek imajlar biraya getirilecek.
Murat Uyurkulak'ın yazdığı bir kısa öykünün, her gün bir cümlesi Radikal aracılığıyla duyurulacak. İsteyen herkes bu cümle için üreteceği bir imajı, projenin internet sitesine yükleyebilecek. Yirmi altı gün sonra, hikaye tamamlanacak ve binlerce parçadan oluşan imajlar kendi çeşitliliğini içinde barındıran bir bütüne dönüşecek. Ortaya çıkan kolektif film, 5 - 9 Haziran tarihleri arasında Garajistanbul'da gerçekleşecek Temps D'Image festivali kapsamında gösterilecek.
5 - 9 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek Temps D'Image festivali Japonya, Fransa ve Türkiye'den tiyatro, yeni opera, dans, müzik, medya performans ve açık atölyeleri ile Garajistanbul'da olacak. Festivaldeki gösteriler, video ya da multimedya görüntüyü dramaturjik unsur olarak kullanarak sahne ile filme çekilen görüntü, gerçek karakterlerle tasarlanan görüntüler geçmiş ya da gelecek arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Fransa merkezli festival Türkiye yanısıra Belçika, Estonya, Fransa, Almanya, Polonya, İtalya, Portekiz, Romanya ve Macaristan'da da yapılıyor. Türkiye'de düzenlenen festival 'Al Sana Metin Ver Bana Görüntü' projesinin ücretsiz gösterimiyle sona erecek. İmajlar için adres: www.alsanametinverbanagörüntü.com

yarının cümlesini bi bulabilirsem açıkliycam

11 Mayıs 2009 Pazartesi

ullman'a bi de bafta

balthazarg'ın düzeltmesiyle amerikan vatandaşlığına geçtiğini öğrendiğimiz former ingiliz oyuncu tracey ullman bafta'nın los angeles kolundan hayat boyu başarı ödülü aldı. ullman 'three of a kind'la ünlü olduktan sonra 'the tracey ullman show'la bissürü golden globe ve emmy almıştı.

şov dünyasında milli takımda oynamak için vatandaşlık değiştirmek diye bi şey var mı?

bu mia farrow'u oldum olası sevmem

bi insan nası hem frank sinatra'yla hem woody allen'la evlenir?

darfur meselesini anladıkları kanaatine nası varıyo bu insanlar, bilmem. ben hala kıllanıyorum bu işten. ama millet kıllanmıyo işte bodoslama açlık grevine falan gidiyo. bu sendroma acaba angelina jolie sendromu desek olur mu? (ama angelina'nın da o kadar çok sendromu var ki bu pek belirleyici olmaz heralde. mesela arkana bakmama sendromu: 1000 çocuk arasından birini seçip sonra kalan 999 çocuğu hiç rüyanda görmeme dediğimiz. belki george clooney daha uygundur ama en azından o yakışıklı)

neyse mia farrow bütün 'tinselliğiyle' darfur meselesine soyunanlardan. kendisi 12 gündür sudan yetkililerinin yabancı yardım kuruluşlarını sınırdışı etmesi sebebiyle açlık grevindeydi. ama doktoru sağlığının greve devam etmesine izin vermediğini söylediği için farrow greve son vermiş. onun yerine ise richard branson grevi devralmış. ama anladığım (aslında anlamadığım) kadarıyla branson sadece üç gün grev yapıcakmış. branson "milyonlarca insanın sefaletini uzaktan seyredemeyiz" diye de bi beyanda bulunmuş. farrow ise darfur insanlarının adalet ve barış içinde yaşamalarını diliyormuş.

(tamam biz de onu diliyoruz ama bu ölünmeyen açlık grevi işini de hiç anlamıyorum. evet darfur çok kötü durumda ama ölmeye değicek kadar da diil mi diyo yani? yoksa insanların bu kadar iyi bir sebep (?) için açlık grevi yapan birinin bu kararının arkasında mantık aramiycaklarını mı düşünüyo? muhtemelen sonuncusu fekat beni montaigne gönderdi. buralarda biraz araştırma yapıcam, siz benden rahatsız oladurun)

Uluslararası Ceza Mahkemesi Sudan cumhurbaşkanı Omar al-Bashir için tutuklama kararı çıkarttıktan sonra mart ayında 13 yardım kuruluşu sınırdışı edilmişti. Bashir Darfur halkına her türlü işkenceyi çektirmekle suçlanıyor. 2003 yılından beri hükümet bölgedeki ayaklanmalarla savaşıyor. çatışma 300 bin kişinin ölümüne, 2.7 milyon kişinin ise evlerinden olmasına sebep oldu.

ama dediğim gibi bu darfur'un ayyuka çıkmasında petrol parmağı yok sanıyosanız feci biçimde yamuluyosunuz. sivil toplum abd'ye bi petrol kaynağı daha katıcak inşallah.

ben dedim bu time'a güvenmiyorum diye

biliyodum! biliyodum! açıklıyorum: domuz gribini time dergisi yaydı! daha iki gün önce kimbilir nası bi gizli gündemleri var diye burdan bikbik ediyodum, haklıydım çok haklıydım! allan cezaları! glastonbury festivali bu yıl domuz gribi yüzünden iptal edilebilirmiş. hiç şaşırmadınız di mi? aptal ripablikınlar. sinirli olmasam araya katıcam bilgi cümlesi: Blur, Bruce Springsteen, Neil Young, Franz Ferdinand, Kasabian ve Animal Collective'in de aralarında bulunduğu bu yılki line up'ın yine 137,500 kişi kapasiteli festivali doldurması bekleniyordu. yöf yöf yöf!

wallace'ın son kitabı son kitabı diilmiş

aranızda david foster wallace hastası var mı? o zaman baya mutlu hastalarsınız. zira kendisinin bitmemiş romanı 'the pale king' yayına hazırlanıyor. altı yayınevi arasında savaş çıkaran romanın yayın hakları en nihayetinde penguin'in oldu. internal revenue service tax centre'da (IRS vergi merkezi) geçen romanda dünyanın en sıkıcı işini yapan insanları anlatan wallace'ın kendine yazdığı notlara da yer verilicek. bir diğer bilgi ise kitabın wallace'ın şaheseri 'sonsuz jest' (infinite jest) kadar iyi olduğu. amaneyy!!
wallace geçtiğimiz eylül ayında uzun süren bir depresyonun ardından intihar etmişti. bu roman için irs'te bi süre çalışan yazarın intiharında bu durumun rol oynamadığını iddia edemezsiniz.

bu süprizi spoil etmiyim başlık atarak

"I'm happy to say that its only a dream

when I come across people like you,

its only a dream and you make it obscene

with the things that you think and you do.

You're so unaware of the pain that I bear

and jealous for what you can't do.

There's times when I feel that you haven't a hope

but I also know that isn't true."

bu da nesi dediğinizi duyar gibiyim. öyleyse sizi george harrison'ın, magna carta ve shakespeare's first folio'suyla beraber British Library Gallery'de sergilenecek şarkı sözleriyle tanıştırıyim. 1967 yılında yazılan sözler hunter davies tarafından abbey road stüdyoları'nda yerde bulunmuş. tabii yeni bulunmamış. davies zaten hatıra olarak stüdyoda sürekli bu gibi kağıt parçalarını atıkları falan toplarmış.

şimdi bunun haber olup da şunun: 'help!' ve 'yesterday'in de şarkı sözlerinin bildiğiniz kağıda yazılmış belki bakılıp da söylenmiş hali de galeride sergilenicekmiş: haber olmamasının sebebi bazılarınızın tahmin ettiği gibi şu: şarkı yayınlanmamış ayol, anlamadınız mı?

peki bu dijital formatta göremediğimiz kağıdın arkasında ne yazıyo dersiniz? ben biliyorum söyliyim mi? brian epstein'in (beatles'ın menajeri olan) sussex'teki kır evinin adresi. çok tatlı dii mi?

davies bu konuda şöyle demiş: "bu kadar yıldır george'un şarkı sözlerinin bende olduğunu unutmuş olduğuma inanamıyorum" (söz asla kitap çevirmiycem)

7 Mayıs 2009 Perşembe

danger mouse & sparklekorse & david lynch

gördüğünüz gibi danger mouse ve spraklehorse prizent: bu ikili bu yaz 'Dark Night of the Soul' adında bir albüm/kitap yayınlamaya hazırlanıyor. albümde kimler mi va? the Flaming Lips, Iggy Pop, Frank Black, the Strokes'un Julian Casablancas'ı, Jason Lytle, ve the Shins'in James Mercer'ı. 'visuals by david lynch' de kitap 100'den fazla Lynch imzalı fotoğraf içeriyo demek. proje los angeles'ta michael kohn gallery'de iki odalık bi enstalasyon olarak sergilenicek (hihiiiii).

benim bundan haberim olana kadar albümün streamingini kaçırmışız sevgili okur, artık kusuruma bakmiycan. şu adresten belki bi daha yayınlanır diye bekliycekmişiz. bekleyene kadar yazın gider görürüz canım ne var:

http://chrysalismusic.wordpress.com/

pek şaşırtıcı olmasa da

bob dylan 33'üncü albümü 'together through life'la billboard'un zirvesine beşinci defa oturdu.
bu arada her an paul mccartney'le bi şarkı bi şey yapabilirler.

alooooo sayın okur


yeni star trek yarın gösterime giriyo. ortalık yıkılıyo. beni de bi heyecan sardı ki sormayın, ateşler basıyo. peki eski star trek'i hatırlayan biz eski tüfenklerin dikkatine yeni star trek'te kim kimdir yapmiyim mi? (guardian yapsın ben kopya çekmiyim mi? gazetede haberleri hollywood muhabirimizden aldığımızı sanmıyodunuz di mi? as if.)

yukarıda görmekte olduğunuz James T. Kirk'ü bir zamanlar William Shatner'ın favorileri canlandırırdı. şimdi ise parlak çocuk Chris Pine'ın kaşları karşınızda!

canlarım benim

mr. spock sen bizim her şeyimizsin. evet sevgili leonard nimoy, hala öylesin hiçbi zaman da başka bi şey diildin. ve de çok korktuk, kendi adıma, kütüğün tekini getirip koyucaklar senin yerine, o anlamlı gözleri ariycaz diye. ama who better than Zachary Quinto? bianet'in sinema sayfası olsaydı onlar bile beğenirdi. peki asıl süprüze hazır mısınız?

da ra ra raaaaan!!!!! zaten yaşlı, bi de yaşlandırılmış leonard nimoy, yaşlı mr spock rolünde! allam yareppim gözyaşlarımı tutamıyorum. peki bu kadar mı sanıyosunuz? şimdi son yılların en sevdiğimiz ingiliz'ine geldi sıra (ben daha yazmadım ya siz de aşada göremiyosunuz sanıyorum)

yaa yaa yaa şaşırdınız diy mi? Montgomery Scott rolünde Simon Pegg! iskoç aksanı konusunda James Doohan'ı aratmayacağından eminiz. ama yine de 'kızlardan kim var kızlardan?' dediğinizi duyar gibiyim öyleyse 21'nci yüzyılı çok iyi anlamışsınız:

komünikeyşınz ofisır (dünyada pek bi anlam ifade etmiyo da kurum USS Enterprise olunca kurumsal iletişim uzayda baya bi karizmaya denk düşüyo) rolünde çok iyi hatırlamasam da heralde kalçaları falan güzeldi ya da göğüsleri hayal gibiydi sandığım (why the attitude teyze?) ve sonradan duke ellington tarafından keşfedilen Nichelle Nichols'un yerini Zoe Saldana alıyo.

sağdaki Dr Leonard 'Bones' McCoy'u bütün asabiyetiyle canlandırmakta olan DeForest Kelley, onu anladık ama soldaki şahsiyet tanıdık geliyo mu? ivit sevgili lord of the rings serisini 9ar kere seyretmişler doğru bildiniz kendisi Eomer, yani Karl Urban (ilk filmde yoktu ama heralde ilk filmi seyrettikten sonra ikinci ve üçüncü filmi seyretmeyen yoktur dünyada)

puçağunu sevdiğimin Hikaru Sulu'su. kendisini korean-american John Cho canlandırıyo. Cho japanese-american george takei'nin yerine geçerken biraz tırsmış ama takei kendisini "karakter bütün asyayı temsil ediyo" diye rahatlatmış. Cho'dan pek bi zeka belirtisi beklemiyorum bundan sonraki kariyerinde.

Pavel Chekov'u canlandırması için Anton Yelchin'i seçmişler. rusya doğumlu olmasından dolayı şahane rus aksanlı ingilizce konuşuyomuş ama Walter Koenig'den daha rus görünümlü kesinlikle diil.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

insanın alteregosunun bile para etmesi ne güzel şey

interpol'ün solisti paul banks sessiz sedasız albüm çıkarıyomuş. hem de 4 ağustos'ta hem de bir zamanlarki grubun bir zamanlarki label'ı matador'dan. peki albümün adı ney? 'julian plenty is...skyscraper' . julian plenty hatırlarsanız banks'in interpol öncesi ismiydi. yani adam alteregosuna albüm adamış. canım benim. billboard'a göre albüm interpol'le beirut arası bi şeymiş. şu adresten dinleyebileceğiniz bir takım parça kırıntılarına göre kendi kararınızı siz de verebilirsiniz: http://julianplenti.com/