31 Mart 2009 Salı

buraya espirili bi başlık

evet biliyorum bu aralar blogu boşladım ama festival var, festival eki var, o fotoğrafların o eke atılması, yazıların kısaltılmasıdır tashihidır şusudur busudur var. ama aldığım duyumlara göre kanye west bi günlüğüne bloga konuk yazar olucakmış. ardından da morrissey misafir editör olucakmış, blog bir günlüğüne bill watterson tarafından çizilicekmiş. siz kendinize film bakıverin. bi sürü iyi film var. ayın 4ünde de radikalin yanında festival ekini almayı unutmayın.

bi de bi şey daha diycem: hiçbi şey kaçırmıyosunuz. ben bakıyorum. kültür sanat aleminde yaprak kıpırdamıyo. varsa yoksa dandik sergi açılış. içiniz rahat olsun

29 Mart 2009 Pazar

seçim günü gazetelerde noluyomuş?

öncelikle işe yarımda da gelsen gazeteye teşrif eden üçüncü kişi olduğunu görüp ağzını on dakka kapatamıyomuşsun. herkes oy vericem bahanesiyle horul horul uyuyo. derken yavaş yavaş insanlar düşmeye başlıyo. akşama doğru 'gerçek demokrasi'nin 'gazete sandığı' ortaya çıkıyo, bir gönüllü teker teker gezip radikal'in adayını belirliyo. ama her şey bi tuhaf yürüyo o gün. mesela tam şu an saatler 18.21'i gösterirken sayfa planı geliyo. SAYFA PLANI!! saat altıbuçuk lan! hangi sayfanın renkli hangi sayfanın siyah beyaz olduğunu bu saatte öğreniyoruz. oysa birileri sabah 18'inci sayfa siyah beyaz dediydi. ben de fotoğrafları pıtır pıtır siyah beyaz dosyasına attıydım. hiçbi şey mi normal olmaz? napıcamızı bilmediğimizden aşağıda oturup fosur fosur sigara içiyoruz. binanın kedilerinin güneşte yuvarlanmasını çimenlerde boğuşmasını seyrediyoruz. fena da diiliz. ama iki sayfa boş! o kadar boş ki ayşegül'ün yazısını (yaklaşık 12 bin vuruş) bi satır kısaltmadan cuk diye yerleştiriyoruz. bi yandan işi biten vicdan yapıyo çıkamıyo. vicdanı rahat olan yemiyo. erdal güven korkusu sarmış.

fotoğrafları yeniden bulup yeniden yollamam lazım

27 Mart 2009 Cuma

graham coxon 11 mayıs'da yayınlanıcak solo albümü 'The Spinning Top'ın albüm kapağını bizzat çizmiş. (gerçi bunu hep yapıyo ama yine yapmış işte)
Tortoise'un son albümü 'Beacons of Ancestorship' 23 haziran'da piyasaya çıkıyo.
elvis costello'nun yeni albümü 1 haziran'da piyasada. downloadunuzun hesabını siz ordan yapın. ‘Secret, Profane & Sugarcane’ adlı albümde 10 yeni şarkı var.

robbie dönüyo mu?

bu robbie williams'dan bayadır ses yoktu. ta ki geçtiğimiz günlerde take that'e yeniden katılmayı düşündüğünü açıklayana kadar. 1995'te dağılan grup 2006'da robbie'siz birleşmiş robbie ve gary'nin arasındaki sorunlar yıllardır çözülememişti. ancak şimdi robbie'nin dediğine göre grup üyeleri istekliymiş ve iş sadece gary'nin robbie'ye bi telefon çakmasına kalmış (ben de 90lar'a döndüm). öyle burun kıvırmayın hepimiz köppek gibi aşıktık bunlara (ben mark'a) bir, ikincisi 2006'da çıkardıkları 'persuasion'la da dokuzuncu defa liste başı oldular. hadi bakim

evet varsa yoksa film haberi

danny boyle bu yılki shangai film festivali'nin jüri başkanlığına seçilmiş. çin'de bugünden itibaren gösterime giren sekiz oscarlı 'slumdog millionaire'in yönetmeni bu durumu 'fantastik' diye yorumlamış ve filmlere tamamen objektif yaklaşacağını eklemiş. boyle'un ilk jüri başkanlığına sahne olucak festival 13-21 haziran arasında gerçekleşicek.

farrellyler'den üç maymun

eki eki yani 'three stooges'. başrollerde ise sean penn, jim carrey ve benicio del toro. farrellyler orijinale sağdık kalarak filmi dört tane 20 dakikalık skeç olarak yapmayı planlıyolarmış. (bu arada sean penn iyice kendini kaybetti. gözümüzden kaçmasın)

woody kızları toplamaya devam ediyo

gerçi bu nicole kidman'ın pek toplanır tarafı kalmadı ama... nicole kidman da woody allen'ın londra'da çekeceği bi sonraki filmin kadrosuna katılmış. böylelikle kadro: anthony hopkins, josh brolin, freida pinto, naomi watts, antonio banderas ve (naomi'nin aynı zamanda kankası) nicole kidman oldu.

allen'ın üç film aradan sonra yeniden new york'a dönerek çektiği 'whatever works' isimli başarısız intihar girişimi hikayesi ise mayıs ayında tribeca film festivali'ni açıcak. onun başrollerinde ise larry david, patricia clarkson ve evan rachel wood var.

terry öldür bizi!

bu postu kişiselleştirmemem mümkün diil o yüzden bana gıcık olanlarınız ya da 'gitgide işi şova döküyo' diyenleriniz isterlerse bi sonraki paragraftan başlayabilir (ve bi sürü küfür) ama terry pratchett dendi mi akan sular durur, rüyalar alemine dalarım. bazen kitabın ortasındayken hemen bitmesin diye baştan başlarım. bazen güzel bi zamanda okiyim diye haftalarca kapağını açmam kitapların. ne var ki (hemen havaya girdim) pratchett hikayelerinden uyarlama filmdir/kısa filmdir falan hep bi uyuz olurum.

ama bu sefer işler farklı: dreamworks'ün 2001 yılından beri evirip çevirdiği 'Truckers' sonunda film oluyo gibi ve bu defa benim gibi bi obsesifin bile umudu var. senaryoyu 'slumdog millionaire'in oscarlı senaristi Simon Beaufoy'a teslim etmişler, yönetmenin de danny boyle olma ihtimali varmış (öyle çok ciddi bi ihtimal diil ama boyle öyle bi şeyler söyler gibi yapmış). Hollywood Reporter'ın haberine göre 'Truckers' all-CGI olucak.

'Truckers' 'Nomes' ya da ABD'de bilinen adıyla 'Bromeliad' üçlemesinin 1990 yılında yayımlanan ilk kitabıydı. Robinson Crusoe'da bulunabilü. (aslııııı duyuyo musun? pınaaaaar? ses veriin!)

25 Mart 2009 Çarşamba

film çekemeeniz. yassahh!

ewan! çekil ordan! senin orda ne işin var allan cezası!

Kardinal Tarcisio Bertone, yani Vatikan'ın 'dışişleri bakanı' ve papa'nın sağ kolu, 'Da Vinci Code' için 'yalanlar potporisi' ve 'fantazmagorik bir uydurmalar kokteyli' gibi benzetmeler kullanmıştı. bence bu berbat bi kitap ve berbat bi film ve berbat bi seri ve hepsi çok saçma ama 760 milyon dolar hasılat yapan ilk filmin ikincisi 'angels and demons' 15 mayıs'ta dünya çapında vizyona giricek ve vatikan sen tut bu filmi protesto et! ancak Ron Howard'ın yönettiği Ewan McGregor, Stellan Skarsgard ve Tom Hanks'in başrollerini paylaştığı ikinci filmin bu karar sebebiyle daha çok izleyici çekeceği konuşuluyo. bu arada serinin yapımcıları holy see de dahil roma'daki hiçbir kiliseye alınmıyor. yassah!

anne hathaway - is somewhere over the rainbow



aaaaanne hathawayy ... yine ondan nefret etme dönemime girdim. ama onun ilerleyişi durdurulamıyor. amerikan bağımsızı sen nelere kadirsin / ya da amerika. bu defa da kosskoca judy garland'i oyniycakmış. hem de hem filmde hem broadway'de. belki de: iki dakikalık oscar performansı sen nelere kadirsin. ikisi de Gerald Clarke'ın yazdığı biyografi 'Get Happy: The Life of Judy Garland'den uyarlama. ben bu kızdan 'somewhere over the rainbow' dinlersem kusarım. ama belki de yarın anne hathaway'in 'bu hali'nin doğal hali olduğunu farkeder onu yine severim.








judy garland nire sen nire?

21 Mart 2009 Cumartesi

orange uzunlistesi belli oldu

a mercy'yle aday olan ağırtop toni morrison

her yıl bir kadın yazarın kitabına verilen orange ödülü'nün uzunliste adayları belli oldu. 30 bin pound değerindeki ödülün adaylarından dokuzu amerik. altısı ise ilk kitap. kitapların ağırlıklı konusu ise sürgün ve göç. neşeli bi şey yok yani.

altı kitaptan oluşucak kısaliste önümüzdeki ay açıklanıcak. ödül ise haziranda sahibini bulucak.

Debra Adelaide - The Household Guide to Dying
Lissa Evans - Their Finest Hour and a Half
Bernadine Evaristo - Blonde Roots
Ellen Feldman - Scottsboro
Laura Fish - Strange Music
VV Ganeshananthan - Love Marriage
Allegra Goodman - Intuition
Samantha Harvey - The Wilderness
Samantha Hunt - The Invention of Everything Else
Michelle de Kretser - The Lost Dog
Gina Ochsner - The Russian Dreambook of Colour and Flight
Preeta Samarasan - Evening is the Whole Day
Curtis Sittenfeld - American Wife
Miriam Toews - The Flying Troutmans
Ann Weisgarber - The Personal History of Rachel DuPree

vidyo chapman brothers'dan

john parish ve pj harvey'in 'a woman a man walked by' isimli ikinci collobration albümlerini yayınlamaya hazırladıklarını bir süre önce gönderrrrrmiştim. albümün çıkış parçası 'black hearted love'ın vidyosunu http://www.nme.com/news/pj-harvey/43593 adresinden seyredebilirsiniz. vidyonun yaratıcıları ingiliz sanatçılar chapman brothers (jake ve dinos chapman). albüm 30 mart'ta island'dan çıkıcak. vidyo ise 13 nisan'da yayınlanmaya başliycak.

fransız yazarların en sevdiği kitap 'A la recherche du temps perdu'

100 fransız yazar arasında yapılan ankette 33 oyla marcel proust en sevilen yazar olmuş. seçtikleri kitap da 'A la recherche du temps perdu' (Kayıp Zamanın İzinde). ama tabii kitap 2500 sayfa olunca kimsenin buna inanası gelmiyo zira guardian'ın da belirttiği üzere geçtiğimiz aylarda ingilterede yapılan bir araştırma %65'in ingiliz klasiklerini okuduklarına dair yalan söylediğini ortaya koymuştu.

vedder: kurt bugün hayatta olsa beni severdi

zaten gitgide yaşar'a benziyosun

kurt cobain uzun yıllar boyunca pearl jam'den nefret etti. pearl jam'in müziğini corporate ve cock-rock diye adlandırmakla başlayıp sonra da demediğini bırakmadı. neticede bi gün eddie'yle kurt bir araya geldiler ve barıştılar ama kanka da olmadılar. The Sun gazetesine konuşan vedder "kurt bugün olsa bana 'fena bi adam olmadın' derdi" diye konuşmuş.

eddie seni çok seviyorum, nolur sus!

chamberlin pumpkins'den ayrıldı

smashing pumpkins'in orijinal davulcusu jimmy chamberlin gruptan ayrıldı. billy corgan'ın grubun web sitesinde yayınlanan açıklamasında chamberlin'in ayrılma sebebine yer verilmiyor. ancak 2000 yılında dağıldıktan sonra 2005 yılında tekrar birleşen hatta sonra rockncoke'a bile gelen grup baharda stüdyoya giriyomuş. ben bunların şimdi kim kim kaldıklarını anlamadım zira billy corgan smashing pumpkins olarak şarkı yazmaya devam edicem demiş. gazete diliyle bitirmek icap ederse jimmy chamberlin yalnızca 1998 yılında yayınlanan adore albümünde davul çalmamıştı. o zaman da rehabdeydi.

üç sezon daha ikibuçuk adam

two and a half men'i quality tv'den sayıyorum kendimce. ve de bu haberi paylaşacağım insanlar da sanki sevinebilirlermiş gibi geldi. özellikle de dün entertainment tv'de jennifer aniston special'ı seyrettikten sonra zira friends'in son bölümünün çekimlerini hala gözyaşlarıyla izliyorum. üf ne diycektim? (nerden çıktı bu kendi kendine kendini haklı çıkarma isteği anlamadım ki?) ha two and a half men üç sezonluk anlaşma imzalamış cbs'le.

20 Mart 2009 Cuma

star trek zero nisan ortasında torrente düşer


star trek prömiyerini sydney'de yapıcak

(ben bu filmin çekilmekte olduğunu bile unutmuşum)


7 Nisan'da Sydney Opera House'da (evet tahmin ettiğimiz yer) gösterimi yapılıcak filmin yönetmeni Lost'un yaratıcısı ve sonradan süper dandik bi takım fimlere imza atmış onlara imza atarken de Lost'u bi kenara atmış kıtipyoz herif JJ Abrams. Film Sydney gösteriminin ardından Fransa'dır, Caponya'dır, Yeni Zelanda'dır gezicek. Ondan sonra gerçek dünyaya dönücek. Star Trek XI ya da Star Trek Zero ismiyle vizyona giricek film USS'in ilk zamanlarını anlatıcak. James T Kirk'ü Chris Pine, Mr Spock'ı Zachary Quinto canlandırıcak. Bence bi şeye benzemiycek ama hem hayvan gibi gişe yapıcak hem de kosskoca star trek, eşek gibi gidicez.

19 Mart 2009 Perşembe

tamam bea!!


John Squire'ın şu son işini görünce böyle

demek istedim: tamam bea!!


http://www.johnsquire.com/

cannes üç boyutlu açılıyor

cannes'ın açlışını hangi film yapıcak olsa en çok şaşırırdınız mesela? işte o film 62. cannes film festivali'nin açılışını yapıcak: Disney/Pixar koalisyonunun son ürünü, 'Up'.

Böylece 13 mayıs 2009'da yani 62. yılında cannes'ı ilk defa üç boyutlu bir film açmış olacak. 'Monsters Inc.'in yönetmeni Pete Docter'ın son filmi olan 'Up' evine helyum balonları bağlayarak güney afrika'ya uçan 78 yaşındaki bir adamı 'izliyor' (bu da yeni film tanıtımı lafı). adamın bilmediği şu ki evinde 9 yaşında bir kaçak yolcu var. çok tatlı di mi? ivit bence de.

yalnız cannes film festivalinin ne zamana kadar hastasıydık tam hesaplayamıyorum ama bi yerden sonra avrupadaki film festivallerinin külliyen tadı kaçtı. venedikte brangelina cannes'da, eüü, brangelina falan derken ortam oscarlar'ı aratmaz oldu. hatta bu festivallerde açılışı koca koca hollywood filmleri yapıp dururken son iki senedir, hollywood izleyicisinin hiç ilgilenmediği yönetmenler coenler, pt andersonlar, boylelar oscarlar'ı ikişer üçer beşer sekizer evine götürdü. şimdi de pixar falan. ben bu dalgalanmayı anlamlandırmaya çalışaduriyim bir yandan berlin'in bu mevzulara hiç takılmıyo olması berlin ayısını kucaklama isteğimi engellenemez boyutlara taşıyor. orası da dünyanın tek geri kafalı festivali ve ben de bi gerizekalı mıyım acaba?




Versace'ye ait toplam 549 mobilya ve sanat eseri dün akşam açık arttırmayla yeni sahiplerini buldu. aslında 550 olacaklardı ama satıştan önce gecenin yıldızı olması beklenen 72 numaralı Zoffany'nin Major George Maule portresi sen çalıntı çık! 'açık arttırmaya saatler kala' (star anahaber bülteni diline geçiş) Major George Maule'nin yakınları Sotheby's'i arayıp 'O tablo bizden 30 yıl önce çalınmıştı' diyivermişler.
öyle tatlısın ki kenan doğulu sana şarkı yazsa şaşmiycam

nobelli nadir şairlerden seamus heaney ingiltere'nin en prestijli edebiyat ödüllerinden david cohen ödülü'nün sahibi oldu. ödül iki yılda bir hayat boyu başarı dalında veriliyor.

ben hazırım, bourne

her ne kadar radikalde bunun haberini yaptığımı çok iyi hatırlasam da guardian da haber yaptığı için şu işi bi açıklığa kavuşturuyorum: matt damon paul greengrass'le birlikte bourne'un dördüncü instolmınt'ı için çalışmalara başladığını söylemiş.
bugüne kadar üç filmle bir milyar dolara yakın hasılat yapan seri robert ludlum'un (o çok kötü isimli ama mükemmel) bourne serisinden uyarlamaydı. bu defa ise ludlum (OMG!!) senaryoyu yazıcakmış. universal'dan birileri daha iyi bir title için akıl verir bu herife umarım.


şahsen dünyada en sevdiğim şeylerden ikisi matt damon ve aksiyon sayın okur. ve şahsen ağliycak gibi oluyorum sayın okur. o yüzden post böyle bi gelenekselci böyle bi kişisel bi hal aldı. problem şu: paul da matt de çok meşgullermiş ve dördüncü filmi nereye sıkıştırıcaklarını bilmiyolarmış. ama donçavöri aksiyon lovers. bu filmin ucunda çok büyük hasılat var. kimse bond'a takmış bi aksiyon serisinin dördüncü filmini çekmeye üşenmez.

18 Mart 2009 Çarşamba

bu heath ledger'ı ne kadar sevsek azmış.

kendisi vakt i zamanında önce avustralyalı hip-hopçu n'fa'in ardından da bir nick drake tribute'unda gösterilmek üzere drake'in bir şarkını klip çekmişti. ardından da boş durmamış önce modest mouse'un 'king rat'ine sonra da grace woodroofe'nin coverladığı david bowie şarkısı 'quicksand'e klip çekmiş. şimdi artık bunları biz de seyredebilicekmişiz. nerde nası yayınlarlar bilmiyorum ama youtube diye bi şey var o yoksa ninjaproxy var.

faynıli: gerçekler marianne'den

marianne faithful biliyosunuz cenerasyonlarcak hastası olduğumuz bir kadındır. sadece önce bob dylan'ı kendine aşık edip sonra mick jagger'ın manitası (ama gerçek manita uzunca bi süre) olmasından sonra da keith richards'ın evinde basılmasından ve senelerce 'homeless' yaşamasından diil (bi şi daha dicem: keith mick'ten daha yakışıklıymış gençliğinde) aynı zamanda o bet sesiyle dünyanın en güzel şarkılarını söylemesinden ve dünyayı bi cümlede özetleyiveren beyanlarından hatta kimi zaman fotoğraflarından.

neyse neticede beklenen oldu (21. yy, sen nelere kadirsin) ve marianne'in de hayatı film oloor. sonunda kendisiyle ilgili gerçekleri bizzat kendisinin okuyup onayladığı bi senaryodan öğrenebiliciz. (sonra hepimiz elimizde ince sigaralarımız topuklu ayakkabılarımız ve sahte kürklerimizle sokaklarda yaşamanın hayalini kuruciz. tabii unutana kadar)

şimdi lütfen baby bird'den 'too handsome to be homeless'ı dinleyin

17 Mart 2009 Salı

'Geriye dönüşü olmayan yolcular' Aksanat'ta

İSTANBUL - Akbank Sanat Türkiye, Almanya ve İngiltere arasında düzenlenen 'Misafir Sanatçı Programı'nın ikinci durağı olmaya hazırlanıyor. Berlin'de British Council tarafından başlatılan programa Türkiye'den Denizhan Özer katılmıştı. İstanbul ise iki aydır program dahilinde Alman sanatçı Melanie Manchot'yu ve Hint asıllı sanatçı Kiran Kaur Brar'ı ağırlıyor.
Dün Aksanat'ta düzenlenen basın toplantısında Manchot ve Brar'ın yanısıra Eylül ayında görülebilecek 'Geriye Dönüşü Olmayan Yolculuk' başlıklı serginin küratörleri Peter Cross ve Alice Sharp katıldı.
Toplantıda programa katılan sanatçıların en çok üstünde durdukları konunun portre ve kimlik olduğu belirtilirken misafir sanatçılardan Kiran Kaur Brar toplantı sonrası Radikal'e verdiği röportajda İstanbul'a ortaya koyacağı işlerle ilgili hiçbir plan yapmadan geldiğini ancak geldiğinde İstanbul'un ilgilendiği konuların bir sembolü olduğunu fark ettiğini söyledi. "İstanbul aynı anda hem güzelliğin hem gerginliğin karışımı ve bu beni çok etkiliyor" diye konuştu.
Londra'daki Türkler ve onların İstanbul'daki akrabalarının fotoğraflarını yanyana getiren bir çalışma yapacağını söyleyen Melanie Manchot ise "Proje sebebiyle buradaki insanların evlerine girip onların salonda oturup çaylarını içerken onları kendi ortamlarında tanıma fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı sayıyorum" diye konuştu.
1960’lı yıllarda Almanya ve daha sonrasında diğer Avrupa ülkeleri ile birlikte İngiltere’ye kadar uzanan misafir işçi programı ve onun sosyolojik etkilerini inceleyecek olan proje 2010 yılında ise Berlin ve Londra'da sergi konferans misafir sanatçı programı ve eğitim programlarıyla devam edecek. (iş hafif geyik gibi ama bu Kiran Kaur Brar denen kızı çok tuttum)

'Denizlerin' durağı İstanbul

İSTANBUL - İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği, 2009 yılının ilk projesini hayata geçiriyor. ' Seas/Denizler İstanbul' isimli proje Karadeniz ve Kuzey denizine kıyısı olan ülkelerin katıldığı bir gezici festival. Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya'nın ardından 20 - 28 Mart tarihleri arasında İstanbul'daki etkinliklerle Karadeniz turunu tamamlayacak festival daha sonra Gürcistan ve Rusya üstünden Kuzey Denizi'ne devam edecek.
20 Mart akşamı Otto Santral'de gerçekleşecek Baba Zula konseriyle başlayacak İstanbul ayağı için mekan olarak Tütün Deposu, Santral İstanbul, OttoSantral, Talimhane, Ses Tiyatrosu, Fransız Kültür Merkezi, İstanbul Modern ve Tünel Meydanı, Tophane Parkı, Maya Sahnesi seçilmiş.
Toplam 75 akademisyen, sanat eleştirmeni ve organizatörün takip etmesi beklenen 'Denizler İstanbul' projesi kapsamında 'Bavullar', 'Sınır Çizgisi', 'Öpmek ve Tüketmek' isimli enstalasyonlar, 'Beklerken', 'Tatlı Rüyalar' ve 'İlişkisiz Temas' isimli tiyatro oyunları, 'Sorello' opera performansı ve 'Güneşli Pazartesi', 'İnsan(lık) Hali' ve 'Atrofi 1 İsimler Evi' dans performansları etkinlikleri düzenlenecek.
Tütün Deposu ve Santralistanbul'da ayrıca 'Sanat ve Kamusal Alan', 'Kusursuz Mekan', 'Kesişen Kültürler' ve 'Sanat ve Kentin Yeniden Keşfi' konulu sempozyumlar gerçekleşecek.
Türkiye ’den Mahir Günşiray, Şafak Uysal ve Bedirhan Dehmen ’in yer aldığı ' Denizler' projesinin İstanbul ayağına Zeynep Günsur, Tuğçe Tuna, Ayşegül Güryüksel, Ece Gözmen, Ayrin Ersöz değişik mekanlarda gerçekleştirecekleri gösterilerle konuk olarak katılacaklar.

before after olayına girdim

buraya 'peki bilmemkime ne diyceksiniz?' diye başlık atmak istedim. sandım ki kilolu ve çok para kazanan ve çok ünlü bi oyuncu bulucam ama düşündüm taşındım fotografik hafımzamın sınırlarını zorladım bulamadım. o zaman gerçeklerle yüzleşelim:

az önce kültür-sanatın ortak mailini temizlerken 'artı yaşam pr' uzantılı mailli bir kimseden (adını saklamiycim) 'yeşim ceren bozoğlu rekora koşuyor' konulu bir mail gördüm. hayatımda ilk defa duyduğum bu isim ne rekoruna koşuyor olabilirdi?

"Yeşim Ceren Bozoğlu rekora koşuyor; Yarım sezonda üç film, bir dizi, bir kısa filmde oynadı.

Merhaba,

26 kilo verdikten sonra oyunculuğunun yanısıra güzelliği ile de dikkat çekmeye başlayan Yeşim Ceren Bozoğlu, bugüne kadar Kısık Ateşte 15 Dakika, Polis, The İmam, İki Genç Kız, Gönül gibi Türk sinemasının öne çıkan filmlerinde rol almıştı. Şimdi, yani 2008’in sonundan 2009’un başına kadar geçen yarım sezonda ise kadın oyuncular arasında bir rekora doğru ilerliyor. Çünkü yetenekli oyuncu Yeşim Ceren Bozoğlu, bu kısa zaman diliminde hem günde 16 saat süren “Doktorlar” dizisinin çekimlerini aksatmadan sürdürdüğü gibi hem de üç uzun metraj ve bir kısa metraj filmde oynadı. Üstelik eleştirmenlerin fikrine göre bu filminler sezonun en iyi filmleri arasında yer alacak." vs vs.

bize bu maili gönderen Şebnem Aktuğ hanımın mailine 'thesis statement'la başlamasını falan geçiyorum direk bir sonraki bold cümleye geliyorum: Kız bi yandan tam zamanlı bi dizide oynarken bi yandan eşekler gibi çalışıp yarım dönemde üç uzun metrajlı filmde oynamış, sen bu başına tac etmen gereken müşterini tanıtan maile '26 kilo verdikten sonra oyunculuğunun yanısıra güzelliğiyle de dikkat çekmeye başlayan' diye başlıyosun. bu maili sevgili mektubu gibi bi incelemeye alırsam kendimi tezini bir basın bülteni üstüne yazmış bir edebiyat öğrencisi olarak bulabilirim ve yemezler, biliyorum.

kızcağımızın resmini de koyayım bari.

(kız insan gibiymiş resmen beter olmuş.)

16 Mart 2009 Pazartesi

Aldınız mı cevabınızı?

İSTANBUL - Türk sinemasının erkek egemen bakış suçuluları önceki akşam Altın Bamya'yla cezalandırıldı. 7. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali kapsamında bu yıl ilk defa düzenlenen Altın Bamya Ödül Töreni 'Recep İvedik', 'Üç Maymun' ve 'Issız Adam' arasında amansız bir kapışmaya sahne oldu. 61 kişilk bir jüriden oluşan ödüllerin törenine kimse zahmet edip de ödülünü almaya gelmedi.
29 oyla Altın Bamya Film Ödülü'nün sahibi 'Issız Adam' olurken erkek karakter kategorisinde ise 'Recep İvedik', 'Aşk Tutulması' ve 'Issız Adam'ı sollayarak 34 oyla 1. Altın Bamya Erkek Karakter Ödülü'nü aldı. Altın Bamya Kadın Karakter Ödülü ise 35 oyla 'Üç Maymun'da Hatice Aslan'ın canlandırdığı Hacer karakterinin oldu.
Senaryo kategorisinde ise 'Issız Adam' ve 'Üç Maymun' başabaş yarıştı ve en nihayetinde 26'şar oyla 1. Altın Bamya Senaryo Ödülünü aldılar.
Altın Bamya jürisi sene boyunca dikkatli seyircinin sinirine dokunan diğer filmleri de ihmal etmedi. Jüri Özel Tek Taşlı Bamya Ödülleri 'Çılgın Dershane Kampta', 'Süper Ajan K9' ve 'Şeytanın Papucu’na giderken Jüri Özel Homofobi Ödülü - Üç Buçuk Bamya Ödülü ise, şaşırtmadı, 'Recep İvedik'in oldu.

toplu haberlendirme


Bant'ın konuğu Pluxus
İSTANBUL - Bant Dergisi: City Star Nights konser serisi kapsamında İsveçli elektronik müzik topluluğu Pluxus 18 Mart gecesi Babylon'a konuk oluyor. Stockholmlü üçlünün synthesizer’lar, sample’lar ve bilgisayar kullanarak ortaya çıkardıkları müzikleriyle elektronik sever izleyiciyi memnun bırakacağı kesin. Gecenin dj'i ise Lodown dergisinin yaratıcısı Sven Fortmann.

27 Mart'ta 'Hayat Var'
İSTANBUL - Reha Erdem'in 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Sinema Yazarları jürisi özel ödülüne layık görülen son filmi 'Hayat Var' 27 Mart'ta gösterime girecek. Şubat ayında gerçekleştirilen 59. Berlin Film Festivali’nde gösterilen 'Hayat Var' katılımcılardan da eleştirmenlerden de büyük ilgi görmüştü.

İspanyol ilkler Pera'da
İSTANBUL - Pera Müzesi Film Etkinlikleri 'İspanyol Filmleri'nin Son Günleri' ile devam ediyor. Cervantes Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirilen gösterimlerde 17 - 19 Mart günleri arasında 'Taşların Altında', 'Aşk Savunması', 'Uzaklık', 'Düz Çizgi' 'Demiryolunda Yıldızlar' ve 'Skandal!' isimli filmler görülebilecek. detaylı bilgi peramuzesi.org.tr'de.

15 Mart 2009 Pazar

bu kutu da ne ola ki? bu kutuda ne ola ki?

'gönderrrrr yazmadıysa öyle bi şey yoktur' diye boşuna dememişler. bu kutunun altında ne olduğunu açıklayınca siz de bu sözün sadece slogan olmadığını altında aslında çok derin anlamlar yattığını anliycaksınız.
ışıkçılardan birinin kaygısızca fırlattığı polarının altında sayın okur, 'reactable' var.

Bu sergide siz de varsınız!

santralistanbul Türkiye'de bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı yeni medya sergisini 20 Mart'ta açıyor. Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Başkanı İhsan Derman ve öğretim görevlisi serginin eş küratörlerinden Ahmet Atıf Akın serginin en önemli özelliğinin ziyaretçiyle etkileşime geçmesi olduğunu vurguluyor.

İSTANBUL - santralistanbul 'Modern ve Ötesi'nden bu yana göstereceği en kapsamlı sergi olan 'Haritasız'ın 20 Mart'taki açılışı için harıl harıl çalışıyor. İçeriği ile de Türkiye'de bugüne kadar gerçekleştirilmiş en geniş yeni medya sergisi ünvanını alan 'Haritasız: Medya Sanatlarında Kullanıcı Çerçeveleri' kuruluşundan beri araştırma, üretim ve sergileme olanaklarını birleştiren kurum için de aslında "esas açılışı" temsil ediyor. Çünkü Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı (VCD) Bölüm Başkanı İhsan Derman ve bölümün öğretim görevlisi Ahmet Atıf Akın'ın da belirttiği gibi santral yeni medya sanatlarını ve bunların isimsiz genç üreticilerini destekleyeceği yönünde sinyaller vermişti.
16 Ağustos'a kadar 80'den fazla sanatçının eserlerini ağırlayacak serginin, sadece sanat izleyicisi değil, teknolojiyle sanatla yakından uzaktan ilgisi olmayan ziyaretçiler için bile güzel bir deneyim olacağı kesin. Çünkü 'Haritasız'ın 'olayı' izleyicisinin "katılımcı, yaratıcı ve hatta -Beuys'un deyimiyle- sanatçı olduğu bir sergi" olması. Herkes YouTube sayesinde nasıl yönetmen olabildiyse, myspace sayesinde müzisyen olabildiyse bu sergide gördüğü ve en önemlisi 'dokunabildiği' 'kullanabildiği' işler sayesinde sanatçı olabilecek, en azından olabileceği fikrine uyanacak.
Bu alanların haritası yok
Ahmet Atıf Akın eş küratörlüğünü yaptığı sergiye neden 'Haritasız' dediklerini şöyle açıklıyor: "Eserlerin tümünün doğal arayüzlerle, hiç bir açıklama olmaksızın izleyiciyle etkileşime geçiyor olması, sergiye katılan sanatçıların birçoğunun henüz yerleşik sanat çevrelerince keşfedilmemiş olması gibi bir çok şeyi 'Neuromancer' kitabının ünlü yazarı William Gibson'dan bir alıntıyla birleştirdik: 'Bu alanlar için harita yok.'"
Sergilenen işlere sanat eseri demenin ne kadar doğru olduğu tartışmalı. Çünkü aralarında müzik enstrümanlarından NASA'da geliştirilmesi planlanan projelere kadar farklı alanlardan birçok nesne var. Björk'ün 'Volta' albümünde kullandığı 'reactable' sergilenen işlerden biri. İspanyol bir ekip tarafından tasarlan 'reactable' çok kullancılı, ‘multi-touch’ arayüze sahip, masa şeklinde bir elektronik müzik enstrümanı. 'Volta'daki 'sound'ları bizzat üretebileceksiniz yani.
En ilgi çekeceği düşünülen işlerden biri de 'Camera Lucida'. Rusya'da bir fizikçi tarafından sese duyarlı bir araştırma yaparken keşfedilen ve sonra bir çeşit ses görüntü enstalasyonuna dönüştürülen 'Camera Lucida' kendi geliştirdikleri sese duyarlı bir sıvı ile çalışıyor ve ses dalgalarını sıvının içinde görselleştiriyor. Ağustos ayından sonra NASA'nın verdiği bir bursla NASA'da geliştirilmeye devam edecek. Akın "Bu tür bir fenni bilginin de galeri mekanında olması özellikle santralistanbul'un endüstriyel geçmişi açısından da anlamlı" diyor. "Ama bir yandan da müzelerin amacı bilgi de barındırıyor olmaksa burada da çok bilimsel bir bilgiyi müze bünyesinde tutuyor. Sadece sanat izleyicisi olmayan ama fizikokimyayla uğraşan bir takım insanlara deney imkanı sunan bir platforma da dönüşüyor aynı zamanda."
İhsan Derman ise 'Flickist'ten bahsediyor. "Bu iş vesikalık fotoğraf çeken fotoğraf kabinlerinden besleniyor. Sergiyi dolaşan herkes burada kendi fotoğrafını çekiyor ve bu benzer kabinlerde çekilen internet üzerinde aynı yerde depolanan fotoğrafların bir parçası oluyor. Ama sergiye gelip de bu kabinde fotoğrafını çeken kişi kendi fotoğrafını da bir bir sanat eseriymiş gibi çok büyük boyutlarda projeksiyonu ile karşı karşıya kalıyor" diyor Derman.
Serginin alt başlığı "Medya Sanatlarında Kullanıcı Çerçeveleri" Akın bu alt başlığı şoyle tarifliyor: "Sibernetik bağlamında bir çerçeve tanımlamaya çalışıyoruz teorik manada. Wienerin yıllar önce ortaya attığı sibernetik kuramları Fransız filozof Derrida tarafından parergon kavramı üzerine yaptığı felsefi tartışma ile desteklenmektedir. Parergon "zıtların" etkileşimidir: içeride ve dışarıda, içsel ve dışsal, öznel ve diğer, akılsal ve duyusal, düşünülebilir ve düşünülemeyen ve son olarak insan ve makine. Derrida parergon'un Kant'ın "çerçeve" kelimesi olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda bu sergide kullanıcı çerçevesi parergondur.
Kapsayıcı işler
'Haritasız'da santralistanbul Almanya'nın Karlsruhe kentinde bulunan medya sanatları merkezi ZKM'le işbirliğine gidiyor. ZKM'den Bernhard Serexhe'nin de eş küratörleri arasında bulunduğu 'Haritasız' bu enstitünün topladığı izleyici, tüketici, kullanıcı gibi kavramları özellikle de web 2.0 özelinde irdeleyen 'You_ser' isimli sergiyi de bünyesine barındırıyor.
"İşlerin aslında etkileşim seviyeleri sadece bir makineyi çalıştırmak ve makinenin çalışmasından bir artı sağlamak da değil kapsayıcı, içine dahil olunan işler bunlar" diye ekliyor Ahmet Atıf Akın.
Serginin içindeki alt temalardan bir tanesi de dokunmak. "Bu aslında santral'in genel mevzulara yaklaşımını da ima eden bir yaklaşım. Dokunmayın, uzaktan bakın, 'Picasso'nun tablosu direkt karakola bağlı' türünden mitler yerine, her işe çok yakın olunabilecek istediğiniz kadar kurcalayabileceğiniz farklı bir tecrübe sunuyor" diyor İhsan Derman. "Arayüz meselesini sorguladığı için izleyicinin kendisinin nereye oturduğunu da sorgulayabileceği bir sergi."
'Haritasız'da Türk sanatçılar da eksik değil. Hepsi Bilgi VCD kökenli sanatçılar Mahir Yavuz, Gökçe Taşkan, Alper Ersoy ve Berkay Daver sergide işlerine yer verilecek Türk sanatçılar. Bunlardan geçen yıl VCD'den mezun olan Gökçe Taşkan'ın 'Color TV' isimli işi serginin izleyicileri tarafından colortv.cc adresinden belirlenen YouTube videolarını kendine has bir algoritma ile 1/5 oranında küçülterek el yapımı düşük çözünürlüklü LED bir ekrandan galeri mekanına sunuyor. "Yeni medyalar, bilişim teknolojileri, dijital platform veya web 2.0, ne derseniz deyin, bu alan Türkiye gibi çok fazla genç nüfusa ve gelişmekte olan bir ekonomiye sahip bir ülke için çok önemli fırsatlar yaratıyor. Çok düşük maliyetli yatırımlar dev girişimlere dönüebiliyor. Bu anlamda da 'Haritasız' genç Türk nüfusu için vizyon genişleten, yol gösteren bir sergi olacak" diyor Ahmet Atıf Akın. kapsamında hem teknoloji geliştiren kurumlar hem de akademik faaliyetler için kalıcı bir kaynak niteliği taşıyacak bir kitap da hazırlanıyor.
santralistanbul şenlik alanı olacak
Sergi santralistanbul'u açılışından yaz sonuna kadar bir şenlik alanına dönüştürmeye hazırlanıyor. 'Haritasız' kapsamında VCD tarafından her yıl düzenlenen 'Track' isimli sergi ve bu yıl ilk defa İstanbul’da düzenlenecek olan 'PixelİST' isimli bir de elektronik sanat festivali düzenlenecek. Festival de 29 Nisan - 1 Mayıs tarihleri arası herkesin katılımına açık. Festival kapsamında açık kaynak dijital ve elektronik üretim teknikleri bağlamında atölye çalışmaları, seminerler ve performanslar düzenlenecek. Uluslararası platformda bu alanda deneyimli insanları bir araya getirip Türkiye’deki gençlerle buluşturmayı hedefliyoruz. 'Track' ise her yıl olduğu gibi bu yıl da, bir yıl boyunca VCD bünyesinde geliştirilen bir arayüz aracılığı ile tasarım, etkileşimli arayüz, fotoğraf ve video çalışmaları sergileyecek.

12 Mart 2009 Perşembe

Altın Bamya'yla cinsiyetçilik dersi

İSTANBUL - 7. Filmmor Kadın Filmleri kapsamında düzenlenen Altın Bamya Ödülleri Türk sinemasında cinsiyetçiliğe dikkat çekmek üzere 15 Mart'ta en cinsiyetçi filmleri (aslında senaristleri) seçiyor. Dertleri filmlerle, oyuncularla değil, onların yansıttıklarıyla. 'Recep İvedik'ten 'Issız Adam'a sene boyunca asabınızı bozan karakterler teker teker cevaplarını alacaklar. Biz de ödül jürisinden Alin Taşçıyan ve Ali Ulvi Uyanık'la filmlerde görüp de dehşete kapılmamıza sebep veren cinsiyetçi unsurları konuştuk.
Zamanında İngiliz düşünür John Stuart Mill "Kadınları cinsiyetçilikten kurtaracak birileri varsa bunlar erkekler olmayacaktır. Ne yapacaksanız kendiniz yapacaksınız" demişti. Kadınlara yapılan adaletsizlikler hala bir problemse de neyse ki bu jüride erkekler de var. Biri de Ali Ulvi Uyanık.
"Değerlendirme yapılırken yalnızca kadınların değil aynı zamanda erkeklerin de bakış açısındanda görmek gerekli çünkü cinsiyetçilik sadece kadınların değil erkeklerin de sorunu. O anlamda erkeklerin gözünden de bu konuyu tartışmak belki kadınların bakış açısından görülmeyen şeylere erkeklerin bakış açısını getirerek belli dengelere kavuşturmak son derece adil bir ön jüri oluşturulması için davet edildik" diye anlatıyor kendi katılımını.
Alin Taşçıyan ise "Bu sinemayı yönetenlerle ilgili ciddi bir sorun aslında. Ürettikleri zaman da gerçekten çok rahatsız edici toplumsal açıdan çok sorunlu işler üretiyorlar. Buna bir mizahi karşılık vermek lazım. Bunu hem ayna tutarak hem de karikatürize ederek yaptık. Bir de bizim açımızdan bu filmlerin nasıl göründüğünü anlatmak istedik" diyor. Ama tabii iş orada bitmiyor. "Kimi insanlar etkiye açıktır kimi değildir. Şiddet filmi seyredersen şiddete teşvik eder falan gibi şeylere pek inanmam ben" dese de 'yapıbozum' diye bir şey var ve olmasa bu ödülün veriliş amacı yalnızca bir haksızlığı ortaya çıkarmak olurdu. Zaten cinsiyetçi filmlerin büyük bir kısmında genel tavırda gizlenmiş bir kod var. Bu da kadınlar ve erkeklerle ilgili varsayımların ne kadar yerleşik olduğunun bir göstergesi. Bu durumda varolan kodu yıkmaktan başka çare yok.
Alin Taşçıyan filmlerdeki asıl sorunun "filmlerin toplumdaki cinsiyetçiliği aynen yansıtabilmeleri"
olduğunu söylüyor. "Biz zaten olan biteni değil olması gerekeni gösterin demiyoruz ama aslında olan biten onların gösterdiği gibi değil ki. Olan bitenle görünen tarafı onların gösterdiği. Bastırılmamış kışkırtılmış tarafını gösteriyorlar. Bastırılmış tarafını da göstermeleri lazım" diyor.
Ali Ulvi Uyanık ise "Yansıttıkları rahatsız edici. Tabii ki toplumun aynası ama bunu ticari bir meta haline getirdiğinde o artık başka bir şey oluyor. Onu yansıtır ama tartışmaya da açar. O zaman doğrudur. Sanatın tabii ki özgürlük alanı vardır. Ama bir şeyi gösterirken onun yanlışlarını da göstermek önemlidir. Sadece gişe yapmak için -ki bazı filmlerde çok sivri olarak gözüküyor bu- ortaya koyarsanız o tamamen cinsiyetçiliğe giriyor" diye konuşuyor.
Aday filmlerde özellikle nelerden rahatsız oldukları sorulunca Alin Taşçıyan alıyor sözü. Önce 'Üç Maymun'dan bahsediyor: "Filmin teknik olarak mükemmelliğine hiçbir şey söylemiyorum ama duygu olarak bir kadın karaktere bütün filmin diğer öğeleriyle, simgeleriyle tipik ezilmiş kadın rolünü yükleyerek, bütün filmde anlatılmaya çalışılan çözülmeye çalışılan meselenin günahını da yükleyerek öylece bırakmak, kadına sonunda ya öl ya affedil -ne için affedilecekse- diye bir seçenek çıkarmak benim temel meselem" diye açıklıyor. Bu konuda kendisine katılamıyorum ama Ali Ulvi Uyanık'ın da dediği gibi önemli olan tartışma kültürünü oturtmak.
"Recep İvedik neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Kadına erkeğe herkese cinsiyetçi" diyor ve Issız Adam'la devam ediyor: "Issız Adam'da yanlışlık yapıldığını düşünüyorum. Bunu yapanın da senarist olduğunu Çağan Irmak olduğunu düşünüyorum. Bambaşka bir şey anlatmaya çalışırken bütün her şeyi maskeleyip altüst edip buradan gene bu feci ıssız erkek tipine pay çıkarıp gene kadını kurban konumuna indirgediğini anneyle meselesini çözemediğini yani filmin nasıl okunabileceğini hesap etmeden yazıp çevirdiğini düşünüyorum."
Ali Ulvi Uyanık ise Çağan Irmak'ın burada "cesaretsizlik ve yeteneksizlik örneği gösterdiğini" düşünüyor. Ancak geçen yıl değerlendirmeyi 50 film arasından yaptıklarını ancak bu filmlerden birçoğunun da 'Bunda hiç cinsiyetçilik yoktur' diyerek elendiğini ekliyor. "En azından Türk sinemasının bir sene içinde vizyona çıkardığı filmlerin yarısında bu tür cinsiyetçilik tuzaklarından kurtulunmuştu" diyor.
İnsanın gözü ister istemez adaylar arasında o korkunç gençlik filmlerini arıyor. "Onları ihmal etmedik. Onlarla ilgili bir açıklama da ödül gecesi yapılacak. Bunlar ana kategoriler yan kategorilerimiz de var" diyor Alin Taşçıyan.
İnsanların genel tepkisi olumlu olmuş ancak "Kanaatlerini net bildiğimiz bir sürü insan böyle bir şeyin içinde ismi geçmesin korkusuyla hareket etti. Biz kimseyle aramızı bozmayalım aman böyle şeylere taraf olmayalım gibi bir çekince var" diyor. Ali Ulvi Uyanık ise "Bu cesaretin yayılması gerekiyor. Herkes birbiriyle ikili üçlü konuşmalarında herşeyi söylüyor ama somut biçimde ortaya çıkmaya gelince kimseyi bulamayabiliyorsunuz" diye ekliyor.
Cesaret alacak çok örnek var: "Kendi cinsiyetine ait erdemleri unuttuğu için öldürülen" Olympe de Gouges'dan kendini kralın atının önüne atan Emily Wilding Davison'a...

Sean Penn drama ara verdi

sean penn resmi koymaktan sıkıldım. şu kızımızı koyyim da sitenin peyçviyüv'u artsın.

LOS ANGELES - Sean Penn ona iki Oscar kazandıran akıllı dramlarda oynamaktan sıkılmış gözüküyor. Önce Naomi Watts'lı CIA filmi 'Fair Game'de rol alacağı açıklanan Penn daha sonra da Meksika'da geçen rehin hikayesi 'Cartel'in çekimlerine başlayacak. Karısı ve oğlu kaçırılınca Meksika'da bir gettoya girmek zorunda kalan ismi belirsiz karakteri canlandıracağı filmi Asger Leith yönetecek.

Rodin de kim ola ki?

PARİS - Paris'teki Orsay Müzesi 'Rodin'i Geride Bırakmak?' isimli sergiyle çağdaş heykel sanatının yaratıcılarını bir araya getiriyor. 1905 - 1915 yılları arasında heykeli dönüştüren isimlerden Maillol, Bourdelle, Zadkine, Lehmbruck ve Nadelman'ın eserleri sergide görülebilecek. İşin içinde Rodin'in olmasının sebebi ise basit: Bu sanatçıların hepsinin ortak noktasının Rodin'le olan karşıtlıkları. 120 eserlik sergi 31 Mayıs'a kadar devam edecek.

11 Mart 2009 Çarşamba

bağyanlar bağylar tanıştıriyim: shakespeare

biliyorum bunu kırk kere daha duydunuz ve sanırım o yüzden kırkbirinci kere duymanızda bi sakınca yok: shakespeare'in gerçek görüntüsüne en yakın portre aha da bu. hatta belki de gerçek shakespeare bu. bu durumda diğerlerinin hayli uzak olduğunu tartışmaya gerek yok. Martin Droeshout tarafından 1623 yapılmış.

pink floyd'dan robbie williams'a müzisyenler lobilendi

Bir grup (hepsinin adını bildiğimiz) müzisyen Featured Artists' Coalition'ı (FAC) kurdu.

FAC'nin kurucularından Dave Rowntree (Blur) konuyla ilgili yaptığı açıklamada sanatçıların "kendi geleceğine ve haklarına sahip çıkmaları" amacıyla bu oluşuma giriştiklerini söyledi. Kurucu üyeleri arasında Rowntree'nin yanısıra Radiohead gitaristi Ed O'Brien, Soul II Soul'dan Jazzie B, Billy Bragg, Kate Nash, Marillion'dan Mark Kelly ve genç hip-hopçu Master Shortie var. Grubun ilk toplantılarına Robbie Williams, Annie Lennox, Pink Floyd davulcusu Nick Mason, David Gray ve KT Tunstall'un da katılması bekleniyor.

28. istanbul film festivali programı açıklandı

sevgili akbank galası filmi 'der baader meinhof komplex'ten bir sahne

sevgili sinema/blog severler. sevin sevinin. hemen http://tinyurl.com/cqw98r
adresinden çizelgedir programdır inceleyebilirsiniz. (en favori festivalim bu: sıkılana kadar 30küsür tane film çıkardım)

Fransa'yı karıştıran film festivalde


PARİS - Fransa'yı karıştıran film 'Hoşgeldiniz' (Welcome) 28. İstanbul Uluslararası Film Festivali'ni açacak. Başrollerini Türk oyuncular Fırat Ayverdi ve ablası Derya Ayverdi'nin paylaştığı 'Hoşgeldiniz'in son yıllarda göç ve göçmen sorunlarıyla boğuşan Fransa'da tatışma yaratmasının sebebi Kuzey Irak'tan İngiltere'ye göçen sevgilisine kavuşmak isteyen Bilal'in Avrupa'da pasaportsuz seyahat edişini anlatması. Bilal Fransa'ya vardıktan sonra Manş Denizi'ni geçmek için yüzücülük kursları almaya başlıyor.
Filmin yönetmeni Philippe Loiret "Kendimi sanki, 1943 yılında birinin, bir Yahudi'yi barınağında saklamasını konu alan hikaye anlatmış gibi hissediyorum" deyince işler iyice karıştı. Göçten sorumlu bakan Eric Besson Loiret'yi "Fransa’daki kaçak göçmenleri, 1943 Yahudileri ile karşılaştırarak ‘sarı çizgiyi' aşmak"la suçladı. Loiret cevaben "Ben sadece yaraya parmak basmak istiyorum" dedi.
Ailesi Kahramanmaraş'tan Fransa'ya göçen Fırat Ayverdi ise filmin tanıtım gösterimlerinde izleyiciden çok iyi tepkiler aldıklarını söylüyor. 'Hoşgeldiniz' Berlin Film Festivali'nde panorama bölümünde gösterilmiş, festivalden iki ödülle dönmüştü. Festival izleyicisinden ise büyük ilgi görmüştü.(dha)

9 Mart 2009 Pazartesi

Pakistan'da sanatçıların göçü sürüyor

KARAÇİ - Şeriyat yönetimine geçen Swat Vadisi'nde sanatçılar barınamıyor. Taliban yönetiminin yasakladığı işlerle uğraşanlar başka meslek icra etme olanakları olmadığı için bölgeden kaçmak ve ölmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Kendilerini ve ailelerini korumak isteyen sanatçılar görece daha özgür olabildikleri Karaçi Lahor ve İslamabad gibi bölgelere göçüyorlar.
Bir zamanlar yaptığı manzara resimlerini satarak hayatını kazanan Muhammed Şahid doğup büyüdüğü yer olan Swat Vadisi'nde Taliban üyeleri tarafından dayak yemiş ve ölümle tehdit edilmiş. Ta ki Karaçi'de bir iş bulup ailesini oraya taşıyana kadar. "Para kazanmak için yapabileceğim başka bir iş yok. Ama Taliban bizim gibi insanların çalışmasına izin vermiyor. Ben de ailemin sefalet içinde yaşamasını istemiyorum ve asla oraya geri dönmeyi düşünmüyorum" diyor.
Bir zamanlar kayak merkezi olan Swat Vadisi şu anda bir savaş alanı. İslam'a uygun olmayan her şey yasak. Buna karşı çıkanlar öldürülmüş. 120'den fazla kız okulu bombalanmış. Taliban'ın gelmesiyle Şahid'in resimlerini sattığı turistler de gelmez olmuş.
Taliban yüzünden evinden göçmek zorunda kalan sanatçılardan biri de dansçı Shabana'ymış. Shabana mesleği bırakmayı reddedince geçen aralık ayında öldürülmüş. Ünlü komedyen Alam Zeb Mujahid ve şarkıcı Harun Bacha da sonlarının Shabana gibi olmaması için mesleklerini bırakmak zorunda kalan sanatçılar arasında.
Güney Asya'yı 'terörle savaş'ında ilk sıraya koyan ABD kuzeybatı Pakistan'da konuşlanan köktendincileri kendilerine, komşu ülke Afganistan'a ve diğer ülkelere bir tehdit olarak etiketledi. Ancak bu tehdit kuzeybatı'nın dışına çıkmaya başladı. Taliban ve El Kaide'ye bağlı teröristler sınırı geçip Afganistan'ın bazı bölgelerini kendilerine mesken tutmaya başladılar bile.

Irak geleneğine dönüyor

BAĞDAT - Bağdat'ta şiddetin azalmasıyla sanat da canlanıyor. ABD istilasının gerçekleşmesinden altı yıl sonra yüzyıllardır süren Irak sanat geleneği yeniden köklerine dönüyor. Başkentteki özel ve devlete ait galeriler dört aylık bir sergi sezonunu başlattılar bile.
Plastik Sanatlar Komisyonu üyelerinden Salah Abbas "Bağdat başta olmak üzere birçok şehirde galeriler açılması için onlarca talep geliyor" diyor. Abbas ülke çapında düşen şiddet gerginliğinin sanatçılarda da sanat severlerde de psikolojik bir rahatlamaya sebep olmasına bağlıyor.
2003 yılından beri devam eden savaşta geçtiğimiz Şubat ayında 258 Iraklı hayatını kaybetti. Bu, bu haliyle bile trajik olmakla beraber, altı yıl içideki en düşük ölü sayısı. Geçen yıl ise Irak'ta güvenlik konusunda kayda değer bir gelişme olduğu, bunun da kapılarını kapatmak zorunda kalan galerilerin yeniden açılması için fırsat yarattığı belirtiliyor.
İstila öncesi yalnızca Bağdat'ta 60 galeri vardı. Ancak Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasıyla beraber bunlardan yalnızca ayakta kalmayı başarabilmişti. "Şimdi ise hem seyahat etmek daha kolaylaştı hem de rahatlama insanlarda galeri gezme motivasyonu yaratıyor" diye konuşuyor Heykeltıraş Monther Ali. Ahşap oyma işlerinde şiddetin ve korkunun kurbanı olmuş kadınları betimleyen Ali "Beş yıllık şiddet ve yıkımın ardından artık samimiyet ve barış istiyoruz" diyor.
Hewar Galerisi'nin sahibi Quassim Sabti ise yıllarca meslektaşlarını başlarına gelebileceklerden dolayı uyarmış ancak şimdi "Durum değişti" diyor. "Galeride sürekli yeni sergilerle ilgili hamleler yapıyoruz."
Salah Abbas "Birçok farklı kültürel aktivite Iraklılar'ın kültür, sanat ve edebiyat alanındaki isteğini gözler önüne seriyor" diye ekliyor. Bağdat'ta yazarlar ve şairler haftalık toplantılar düzenliyorlar. Geçen yıl ekim ayında ise Ulusal Tiyatro istiladan beri ilk oyununu sahneye koydu.

unutana kadar ingiliz tiyatrosunu kıskanıcam

LONDRA - İngiliz Tiyatrosu'nun en prestijli ödüllerinden Laurence Olivier Ödülleri önceki gün sahiplerini buldu. Fransız Riviera Kulüp'te geçen müzikal 'La Cage Aux Folles' en iyi müzikal yeniden sahneleme ödülüne layık görülürken müzikalin başrol oyuncusu Douglas Hodge ise en iyi müzikal oyuncusu ödülünü aldı. En iyi yeni oyun ve en iyi yönetmen ödülleri ise 'Black Watch' isimli oyunun oldu. John Tiffany'in yönettiği İskoç askerlerin Irak'taki deneyimlerini anlatan oyun en iyi koreografi ve en iyi ses dalında da ödül aldı. 'Hamlet'te canlandırdığı Claudius rolüyle aldığı en iyi yardımcı oyuncu ödülü Star Trek'in Komutan Jean-Luc Picard'ı Patrick Stewart'ın üçüncü Olivier Ödülü oldu. Bu yıl 33'üncüsü verilen ödüllerde '12. Gece'deki Malvolio rolüyle Derek Jacobi en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu. Margaret Tyzack ise 'The Chalk Garden' isimli Donmar Warehouse yapımı oyundaki rolüyle en iyi kadın oyuncu Olivier'ini aldı. (ap)

U2 Madonna'yla kapışıyor

kısa zaman önce de üç boyutlu konser filmi olayına girmişlerdi.

LONDRA - U2'nun geçtiğimiz hafta piayasaya çıkan albümü 'No Line On The Horizon' İngiltere en çok satan albümler listesine birinci sıradan girdi. Otuz yıla yayılan müzik kariyerlerinde onuncu defa liste başı çıkaran grup aynı zamanda İngiltere müziğinin en çok satan ilk beş müzisyeni arasına girdi. Yalnızca Elvis Presley ve The Beatles'ın geçtiği U2 üçücü sırayı The Rolling Stones ve Madonna ile paylaşıyor. (afp)

8 Mart 2009 Pazar

Tron 2.0'ye Daft Punk müziği (allah bea!)

bi şey mi anlatmaya çalışıyolar?

LOS ANGELES - Kült bir animasyonun müziklerini iki robottan daha iyi kim yapabilir? Robot kılığında gezen Fransız elektronik müzik ikilisi Daft Punk 'Tron 2.0'ın müziklerini besteleyecek. 1982 yapımı kült animasyon 'Tron'un ikinci filmi olan ve 2011 yılında gösterime girmesi beklenen Disney projesinde Daft Punk'ı oluşturan Guy-Manuel de Homem-Christo ve Thomas Bangalter ilk defa bütün bir filmin müziklerini yapacak. Joseph Kosinski tarafından yönetilecek filmin ilk versiyonunda başrolde Jeff Bridges vardı. Bridges filmde bir bilgisayarın içinde yaşamaya mahkum olan bir hacker olan Kevin Flynn'i canlandırıyordu ve dünyaya dönebilmek için bir güvenlik programından yararlanıyordu. İkinci bölümde ise Flynn bir ana denetim programıyla savaşacak. İlkinden 27 yıl sonra gelen devam filminde Bridges'ın rolünü Garrett Hedlund devralacak gibi görünüyor.(upcomingfilmscores) (bu arada bu upcomingfilmscores çok iyi site. hem de bilog. çok kıskandım)

6 Mart 2009 Cuma

slmdog 200m sınırını aştı

geçen yıl direk dvd'ye düşücekken aniden kendini 8 oscarlı bi film olarak bulan 'slumdog millionaire' dünya çapında 200 milyon dolar kazancı aştı. danny boyle'un 'Q&A' isimli vikas swarup romanından uyarladığı filmi 'hindistan'ın yoksulluğunu pornografikleştirmek'le suçlanmıştı. ancak altyazının son sayısında enis köstepen'in konuyu başka bir açıdan (daha ziyade izleyici ve izleyici kitlesi açısından) ele alan güzel bir yazısı var. (tabii fırat yücel'in de hiç bu açıdan ele almayan bir diğer yazısı)

5 Mart 2009 Perşembe

Erotik komedinin yönetmeni öldü

ROMA - İtalya'nın orta sınıf ahlakını zorlayan erotik komedileriyle tanınan yönetmen Salvatore Samperi perşembe günü hayatını kaybetti. Filmlerinde İtalyan burjuvazisini tiye alan Samperi'nin eleştirmenler tarafından en çok beğenilen filmleri 1968 yapımı 'Grazie, Zia' ve 1973 yapımı 'Malizia'. İtalya'nın Padua şehrinde doğan Samperi sinemaya başlamadan önce kısa bir süre edebiyat ve felsefe eğitimi almıştı. (ap)

Pulitzerli Foote öldü

NEW YORK - Harper Lee'nin 'Bülbülü Öldürmek' klasiğinden uyarladığı senaryoyla 1962'de en iyi uyarlama senaryo Oscar'ına layık görülen ABD'li yazar Horton Foote öldü. 92 yaşında hayatını kaybeden ünlü yazar 1983 yılında ise 'Tender Mercies' ile en iyi orijinal senaryo Oscar'ı sahibi olmuştu. Foote 'The Young Man From Atlanta' oyunuyla tiyatro dalında Pulitzer Ödülü almıştı.
Pacino ve De Niro kızdı.

Orijinal reklam cinayetleri


NEW YORK - Al Pacino ve Robert De Niro beraber rol aldıkları 'Orijinal Cinayetler' filminin dağıtımcılarına dava açtı. İki oyuncu dağıtımcıları Overture Films'i Tutima Saatleri'yle bir olup onların izni olmaksızın kendileri üstünden bu firmanın reklamını yapmakla suçluyor. Oyuncuların avukatları De Niro'nun yalnızca bir defa belirli şartlar altında böyle bir reklamı kabul ettiğini Al Pacino'nun ise kariyerinde asla bir ürünün reklamını yapmadığını belirttiler. (ap)